(2762 S. K. m. 29) (3402 S. K. m. 12/3)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 20.3.2001 gününde verilen dilekçe ile vakıf şerhinin yazılması istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 11.10.2001 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, dava konusu taşınmazın evveliyat kayıtlarında bulunan "Fatih Sultan Mehmet Han Vakfı" şerhinin tedavül kayıtlarında yazılmadığını belirterek tapu kaydına vakıf şehrinin yazılmasını istemiştir.
Davalı, Medeni Kanunun 931. maddesine göre iyiniyetli alıcı olduğunu, kadastro tutanaklarında vakıf şerhinin bulunmadığını ve 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkeme, hak düşürücü süre geçtiği gerekçesiyle davanın reddine karar vermiş, hükmü davacı vekili temyize getirmiştir.
Dava konusu taşınmazın evveliyat kayıtlarında vakıf şerhinin bulunduğu anlaşılmaktadır. Ancak daha sonraki tedavüllerde bu şerh aktarılmamıştır.
İddia ve savunmanın içeriğinden taraflar arasındaki uyuşmazlığın, davaya konu şerhin ilişkin bulunduğu haktan özellikle taviz bedelinden kaynaklandığı açıktır. Kuşkusuz böyle bir uyuşmazlığın sağlıklı olarak çözümlenebilmesi mukataalı ve icareteynli vakıf malların mutasarrufları adına nasıl tasfiye edileceğinin ve taviz bedelinin hukuksal niteliğinin ne olduğunun, ayrıca bundan kimin sorumlu tutulması gerektiğinin bilinmesine bağlıdır.
Vakıflar Kanununun yürürlüğe girmesi ile taviz bedellerinin ödenmesi ve vakıfların tasfiyesi ile ilgili durumlar düşünülmüş olup, buna göre 10 yıllık süre içinde tasfiye bedellerinin ödenmesi ile vakıfları kullanan mutasarruflara dönüşümün sağlanması amaçlanmıştır. Ve son olarak Vakıflar Kanununun 2888 sayılı yasa ile değişik 29. maddesi ile ödenmeyen icareteyn ve mukataalar ivaza dönüşmüş olup vakfın hakkı bu ivaz karşılığında taşınmazın tamamı üzerinde ipotekle temin edilmiş sayılmıştır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 1996/4-560 esas 1996/784 sayılı ve 19.9.1990 tarih 332/415 sayılı kararlarında, taviz bedellerinin ödenmesi için öngörülen 10 yıllık sürenin geçmesinden sonra vakfın taşınmaz üzerindeki hakkının ivaza dönüşeceği ve vakfın bu hakkı içinde taşınmazın tamamı üzerinde ipotek tesis edilmiş sayılacağı belirtilmiştir.
2888 sayılı kanunla değişik 29. maddenin getirdiği kanuni ipotek hakkı taşınmazı takip edeceğinden vakıf şerhi artık bir yasal takyittir. Bu niteliği itibariyle 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3. maddesi bu davalarda uygulanmaz.
Belirtilen tüm yasa hükümleri ve ilkelerin ışığı altında taşınmaza ait ilk geldisinden itibaren bütün intikalleri ile birlikte şahsiyet ve vakfiyet durumlarını gösterir kayıt ve öteki belgeler ilgili merciilerden getirtilerek kayda işaret edilmiş vakfın türü hakkında bilgi alınmalı, vakfın niteliği, dava konusu taşınmazın vakıf malı olup olmadığı ve diğer hususlar araştırılıp belirlenen sonuca göre bir karar vermek gerekirken hiçbir araştırma yapılmadan hak düşürücü sürenin geçtiğinden bahisle ret kararı verilmesi doğru değildir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulüne, usul ve yasaya aykırı hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 8.4.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy