(3621 S. K. m. 5, 9) (4721 S. K. m. 715) (743 S. K. m. 641)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 12.10.2000 gününde verilen dilekçe ile dava konusu taşınmazın kıyı kenar çizgisi kapsamında kaldığı iddiası ile tapu kaydının iptali istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 7.6.2001 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacı Hazine, davacı adına kayıtlı taşınmazın 24 metrekarelik kısmının, idarece tespit edilen kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığını ileri sürerek bu kısma ilişkin tapu kaydının iptalini talep etmiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava konusu taşınmazın kıyı kenar çizgisinin dışında kaldığı kabul edilerek davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü davacı, mahkemece kıyı kenar çizgisinin usulünce saptanmadığı gerekçesiyle temyiz etmiştir.
Dava, açıldığı tarihte yürürlükte bulunan Türk Kanunu Medenisi'nin 641.maddesi ile 3621 sayılı Kıyı Kanunu'na dayalı tapu iptali isteğine ilişkindir. Davada ileri sürülen iddia ve savunmaların içeriğine göre taraflar arasındaki uyuşmazlık "kıyı kenar çizgisinin" saptanmasından kaynaklanmak- tadır.
3621 sayılı Yasa'nın 5 ve 9 uncu maddesinde kıyı kenar çizgisinin nasıl belirleneceği düzenlenmiştir. Anılan Yasa'nı 9 uncu maddesi 'Kıyı kenar çizgisi, valiliklerce, kamu görevlilerinden oluşacak en az 5 kişilik bir komisyonca tespit edilir.
Bu komisyon; jeoloji mühendisi, jeolog veya jeomorfolog, harita ve kadastro mühendisi, ziraat mühendisi, mimar ve şehir plancısı, inşaat mühendisinden oluşur.
Komisyonca tespit edilip valiliğin uygun görüşü ile birlikte gönderilen kıyı kenar çizgisi, Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca onaylandıktan sonra yürürlüğe girer...' şeklindedir.
Kıyı kenar çizgisi, kıyının kara yönünden sona erdiğini noktayı gösterirken, bazı durumlarda da özel mülkiyete konu ya da kamu malı niteliğindeki taşınmazların deniz yönünden sınırını oluşturmaktadır. Yukarıda açıklanan yöntemlerle belirlenen ve oldukça önemli bir işlevi olan kıyı kenar çizgileri ancak; ilgililerine usulünce tebliği ve bu tebliğden sonra, yasal süresi içinde idari yargıya başvurulmaması ya da başvurulduğu halde işlemin yasaya uygunluğunun saptanması halinde kesinleşir. Komisyonca saptanan ve kesinleşen bu kıyı kenar çizgisi 28.11.1997 tarihli ve 5/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği gibi artık herkesi bağlayıcı nitelik kazanır ve mülkiyet uyuşmazlıklarında da esas alınır.
Kıyı kenar çizgisinin usulünce belirlenip, herkes için bağlayıcılık kazanmasından sonra, bir taşınmazın kıyı kenar çizgisinin içinde ya da dışında kaldığı kesinleşen haritaların uygulanması ile saptanır.
İdarece çizilen kıyı kenar çizgisinin açıklandığı şekilde bağlayıcılık kazanmaması halinde ise , mahkemece, bu durum bekletici sorun kabul edilerek, öncelikle idareden,onaydan geçen kıyı kenar çizgisi haritasının ilgililere tebliğinin sağlanması istenmeli, yasal prosedürün tamamlanmasından sonra, idarenin belirlediği kıyı kenar çizgisinin kesinleşmesi halinde ise bu haritalar uygulanmalıdır. Aksi halde İdarenin belirlediği kıyı kenar çizgisinin yok hükmünde sayılarak adli yargıda yeniden kıyı kenar çizgisi belirlenmesinden sonra, idarenin yasal prosedürü tamamlayarak kıyı kenar çizgisini kesinleştirmesi durumunda iki ayrı kıyı kenar çizgisi oluşması olasılığı mevcuttur. Bu durum da yeni uyuşmazlıkların doğmasına neden olabilecektir. Uygulamada yeknesaklığı sağlamak için yukarıda açılanan yöntem izlenmelidir.
Kıyı kenar çizgisinin, idarece belirlenmediği ya da idarenin düzenlediği haritaların idari yargıda iptal edildiği hallerde ise yukarıda açıklanan İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, çekişmenin adli yargıda belirlenecek kıyı kenar çizgisine göre çözülmesi gerekmektedir. Bu belirlemede, 3621 sayılı Yasa ile 13.3.1972 tarih ve 7/4 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararındaki kural ve yöntemler doğrultusunda yapılmalıdır. Adli Yargıda kıyı kenar çizgisi, taşınmazın başında yapılacak keşifte, 3621 sayılı Yasa'nın 9/2 maddesi hükmü doğrultusunda oluşturulacak bilirkişi kurulu aracılığı ile bilimsel kriterler de esas alınarak belirlenmeli ve belirlenen bu çizgi "tapu fen memuru" sıfatını taşıyan uzman bilirkişinin krokisinde, infazda kuşkuya yer bırakmayacak biçimde gösterilmelidir.
Somut olayda; dosya içerisinde bulunan Muğla Bayındırlık ve İskan İl Müdürlüğünün 26.1.2001 tarih ve 690 sayılı yazısından dava konusu taşınmazın bulunduğu alana ait kıyı kenar çizgisinin daha önce idarece belirlendiği, ancak davalıya tebliğ edilmediği, mahallinde yapılan keşifte idare tarafından düzenlenen haritanın uygulanmadığı anlaşılmış ve kıyı kenar çizgisinin yeniden tespiti yoluna gidilerek, dava konusu taşınmazın tümünün kıyı kenar çizgisinin dışında kaldığı sonucuna varılarak, davanın reddine karar verilmiştir.
Eldeki davada, yapılan bu inceleme ve araştırma yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde hüküm kurmaya yeterli ve elverişli görülmemiştir. Şöyle ki; davacının dayandığı dava konusu yerde kıyı 26.2.2001 ve 690 sayılı yazı ekinde gösterilen kıyı kenar çizgisi haritası ilgililere tebliğ edilerek kesinleştirilmemiştir. Öncelikle; bu İdari Kararın taraflara tebliğine olanak sağlanmalı ve bu tebliğ üzerine açıklanan aşamaların geçmesi beklenilmelidir. Sonuçta İdarenin belirlediği kıyı kenar çizgisinin usulünce kesinleşmesi halinde, uyuşmazlık buna göre çözümlenmeli, aksi takdirde yukarıda belirtilen ve 3621 Sayılı Yasanın 9/2 maddesinde gösterilen ilkeler doğrultusunda oluşturulacak üç kişilik bilirkişi kurulunda "jeoloji mühendisi, jeolog ve jeomorfolog" bulundurulmak suretiyle, bilimsel kriterler de esas alınarak kıyı kenar çizgisi belirlenmeli ve belirlenen bu çizgi "tapu fen memuru" sıfatını taşıyan uzman bilirkişinin krokisinde, infazda kuşkuya yer bırakmayacak biçimde gösterilmeli ve bu kıyı kenar çizgisine göre sonuca gidilmelidir.Mahkemece bu hususlar üzerinde durulmadan, eksik araştırma ve inceleme yapılmadan karar verilmesi doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle; temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 7.2.2002 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Uyuşmazlık konusu taşınmazın bulunduğu bölgede 1993 yılı ve öncesinde özel mülkiyet alanlarının belirlenmesi ve bunların çapa bağlanarak tapu sicilinin oluşturulması bakımından kadastro uygulaması yapılmıştır. Bilindiği üzere, genel kadastro yapılırken özel mülkiyet alanlarının belirlenmesinin yanısıra bunlara bitişik olup, kadastro çalışma alanı içersindeki kamusal taşınmazlar da belirlenmekte, gerek özel mülkiyete konu tutanakların ve gerekse kamusal taşınmazları belirleyen tutanaklar ile tüm alanın çapını gösteren kadastro haritalarının askıya çıkarılarak kesinleştirilmeleri biçimi 3402 Sayılı Yasa ile düzenlenerek açılacak davalar ile bunların yöntemleri de aynı yasada gösterilmiştir. Bu cümleden olarak, nizalı taşınmazın bulunduğu Mesudiye Köyünde de kadastro yapılmış, özel mülkiyete konu alanlar ile nizalı taşınmazın bulunduğu yörede kamusal alan olan kıyı ile bu alanların çakışan sınırları da gözetilmek suretiyle bir kıyı alanının belirlendiği yadsınamaz. Kadastro ekipleri çalışmalarını sürdürürken gereken özeni göstermek suretiyle hizmet sunduklarına göre, ilk bakışta davaya konu taşınmaz parçasının kamusal alana isabet eden kıyı bandında kalmasına rağmen özel mülkiyet alanına sokulur biçimde çap düzenlendiğini de söylemek mümkün değildir. Yine de böylesi hataların olabilirliği yasa koyucu tarafından varsayılarak, tutanaklara itirazlar ve nihayet davalar ile kesin biçimde mülkiyet alanının belirlenmesi işi Adli Yargıya bırakılmak suretiyle yargı denetimi sağlanmış bulunmaktadır. Somut olayda kadastro sırasında uyuşmazlık konusu taşınmazın tutanağı itiraz görmediği gibi, 3402 Sayılı Yasada öngörülen süre içersinde de genel yargıya dava getirilmemiştir. Eldeki dava, yörede 3621 Sayılı Kıyı Kanununa göre idarece belirlenen kıyı kenar çizgisinin oluşturulmasından sonra, bu çizgiye göre kıyı bandına giren taşınmaz kesimi için özel mülkiyete konu olamayacağı iddiası ile açılmıştır. 3621 Sayılı Kıyı Kanunu, 28.11.1997 tarih ve 5/3 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gerekçesinde de vurgulandığı üzere, özel mülkiyet alanına giren taşınmazlarda, mülkiyet hakkının oluşması ile ilgili herhangi bir düzenleme getirmemiştir.Kıyı kenar çizgisini belirleyecek komisyona bu yolda herhangi bir araştırma ve inceleme yapmak görevi yüklememiştir. Komisyonun vereceği kararların tebliği ve ilanı ile ilgili bir kural da koymamıştır. Somut olayda, belirlenen kıyı kenar çizgisi, sayın çoğunluğun da vurguladığı üzere idari bir işlem olup, bu işlemin ilgilileri bakımından idari yargı yerinde tartıştırılması mümkün ise de kendisine duyurulmayan bir idari kararın kişiyi bağlamayacağı açıktır. Konu, Anayasa tarafından da güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile ilişkili bulunduğuna ve mülkiyet hakkının belirleyicisi olan tapu sicili ile de yakından ilgili olduğuna göre, sicilde kayıtlı bir mülkiyet hakkının nasıl sonlandırılacağı yasalar çerçevesinde düzenlenmiş olup, yasasında öngörülmeyen biçimde işlevi idari olan bir kararla mülkiyet hakkının sonlandırıldığını kabul etmek de mümkün değildir.
Yasanın açıkça düzenlemediği hallerde yargı yolu dışında mülkiyet hakkının sonlandırılması mümkün olmadığına göre, idarece belirlenen kıyı kenar çizgisinin yasada öngörülmediği halde kişilerce tebliğe zorlanması ve İdari Yargı yoluna açık bir hareketin tarafa yükletilmesi de yasaya açıkça aykırılığı oluşturacaktır. Bu nedenle somut olayla ilgili olarak yöredeki kıyı kenar çizgisi ile ilgili çalışmanın taraflara tebliği ile bunun sonucunu bekleme yolunun açılmasına olanak sağlayan sayın çoğunluk görüşüne katılmak mümkün değildir. Bu yol açıldığı takdirde işin şu andaki mevcut halinden sonraki aşamasının ne zaman ve nerede başlayacağı ve kimin ne yapacağını kestirmek olanaklı olmadığı gibi tamamen keyfiliğe kaçan bir uygulamanın içine de girilmiş olunacaktır. Oysaki olay bu uyuşmazlığı çözmekle yetkili ve görevli Adli Yargı önüne gelmiş bulunmaktadır. Yine az yukarıda tarih ve sayısı vurgulanan Yüksek Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı sonuç kısmında vurgulandığı üzere, özel mülkiyete ilişkin hususlarda kıyı kenar çizgisinin belirlenmesi ya da belirlenmiş bir çizginin doğruluğunun denetlenmesi Adli Yargı görev alanına girmekte olup, idarece dosyaya gönderilen cevabi yazıda, yazı ekindeki kıyı kenar çizgisinin tebliğe çıkarılmadığı ve ilana da tabi tutulmadığı bildirildiğine göre artık somut olayda bekletici mesele yapılması gereken herhangi bir konunun olmadığını varsayarak olayı yasal çerçevesinde ve hukuka uygun biçimde çözümleyen mahkeme kararının doğruluğunu ve onanması gerektiğini düşündüğümden sayın çoğunluğun bozmaya ilişkin görüşüne katılamıyorum.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy