(743 S. K. m. 931)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 15.3.1996 ve 8.10.1997 gününde verilen dilekçeler ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davalılar Mehmet Ali Alun, Candaş Genç, Osman Eğe, Alle Mania A.Ş yönünden husumet nedeniyle davanın reddine, diğer davalı Hasan Yıldırım Akıncıoğlu yönünden davanın kabulüne dair verilen 28.3.2002 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davalı Hasan Yıldırım Akıncıoğlu vekilleri tarafından istenilmekle, tayin olunan 24.9.2002 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı vekilleri Av. Erhan Damgacı ve Av. Ferda Şar ile karşı taraftan davacı vekili Av. Sinan Uysal geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava; satış vaadi sözleşmesine dayalı cebri tescil isteğine ilişkindir. Satış vaadi şerhinin usulsüz olarak terkin edildiği ve şerhin terkininden sonraki tedavüllerin danışıklı olduğu da iddia edilmektedir.
Mahkeme; kayden malik bulunan davalı Hasan Yıldırım Akıncıoğlu yönünden davanın kabulüne, diğer davalılar yönünden husumet nedeniyle davanın reddine karar vermiş, hükmü; davalı Hasan Yıldırım Akıncıoğlu vekilleri temiyiz etmiştir.
Davacı satış vaadi alıcısının cebri tescil isteyebilmesi için her şeyden önce geçerli bir sözleşmeye dayanması gerekir. Sözleşmenin aslında teminat olarak düzenlendiğinin kanıtlanması durumunda ise davanın reddi gerekir. Davalı kayıt maliki Hasan Yıldırım Akıncıoğlu vekili de davacı dayanağı satış vaadi sözleşmesinin gerçek bir sözleşme olmadığını, muvazaalı olarak düzenlendiğini ileri sürmektedir. Davacı dayanağı sözleşmede taraf olmayan davalı Hasan Yıldırım Akıncıoğlu'nun sözleşmenin muvazaalı olduğu yolundaki savunmasını üçüncü kişi olması itibariyle her türlü delille kanıtlaması olanağı vardır.
Nitekim satış vaadi borçlusu davalı Osman Ege vekili tarafından dosyaya sunulmuş bulunan ve Osman Ege ile satış vaadi alıcısı davacının vekili Cihangir Çiftçi arasında düzenlenmiş olan 7.9.1992, 29.10.1992 ve 12.3.1992 tarihli belgeler, Osman Ege ile davacı Marcel M.D Graff arasında gerçek anlamda satış iradesi ile düzenlenmiş bir satış vaadi sözleşmesi bulunmadığını ortaya koymaktadır.
Satış vaadi borçlusu Osman Ege ile satış vaadi alıcısı Marcel M.D.Graf'ın vekil tayin ettiği Cihangir Çiftçi arasında 12.3.1992 tarihinde adiyen düzenlenen belgede; Osman Ege'nin 17 parsel sayılı taşınmazı icradan ihale ile aldığı, ihalenin kesinleştiği, Osman Ege'nin taşınmazın tapuda tescilini kendi üzerine yaptıracağı tapu alım harcını Cihangir Çiftçi'nin ödeyeceği, Osman Ege'nin tapuyu alır almaz hemen devamla aynı anda 17 parsel numaralı taşınmazın Cihangir Çiftçi veya göstereceği başka birinin üzerine 2.225.000.000.TL. den satış yapacağı belirtilmektedir.
Yine bunlar arasında 12.3.1992 tarihli anlaşmaya ek anlaşma olarak düzenlenen 7.9.1992 tarihli belgede; Osman Ege'nin 12.3.1992 tarihli anlaşmadaki ferağ verme edimini yerine getirdiği belirtilmektedir.
29.10.2992 tarihli belgede de aynı kişiler arasında paraya ilişkin bazı konuların nasıl halledileceği hükme bağlanmaktadır.
Bütün bunlardan çıkan sonuç satış vaadi borçlusu Osman Ege ile alıcı Marcel M.D Graf arasında gerçek anlamda bir satış iradesinin bulunmadığı, satış vaadi borçlusu Osman Ege'nin Cihangir Çiftçi ile olan hukuki ilişkisinin bir güvencesini oluşturmak üzere bu sözleşmenin düzenlendiği anlaşılmaktadır.
Borçlar Kanunun 1. maddesi hükmüne göre; akdin teşekkülü için tarafların karşılıklı ve birbirine uygun iradelerinin bulunması zorunludur.
Oysa davaya dayanak yapılan satış vaadi sözleşmesinin yanları arasında sözü edilen madde hükmüne uygun bir irade birliği yoktur. Nitekim davacı dayanağı satış vaadi sözleşmesinde; alıcının, ferağı almak üzere Cihangir Çiftçi'yi vekil tayin etmesi de gerçekten satış vaadi sözleşmesinde taraf olma iradesi taşınmadığını göstermektedir. Şu hali ile satış vaadi sözleşmesi, sözleşme taraflarının iradesine uygun olarak düzenlenmiş bir sözleşme değildir. Bu itibarla dayanak satış vaadi sözleşmesi ile davanın kabulü cihetine gidilmesi doğru bulunmamıştır.
Öte yandan mahkeme, bu satış vaadi sözleşmesine ait tapu kaydındaki şerhin terkininden sonra tapudan yapılan temliklerin bir kısmının danışıklı olduğunu fakat son malik Hasan Yıldırım Akıncıoğlu'nun iktisabının muvazaaya dayanmadığını kabul ettiğine göre, tapu sicilindeki kayda hüsnüniyetle istinat ederek ayni hak iktisap ettiğini benimsediği bu davalının iktisabının Medeni Kanunun 931 nci maddesi uyarınca korunması gerekeceğini de kabul etmesi gerekirken davalı Hasan Yıldırım Akıncıoğlu'nun Medeni Kanunun 931 nci maddesi hükmünden yararlanamayacağını kabul etmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle; temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde iadesine, 250.000.000. Lira duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak temyiz eden davalıya verilmesine 24.09.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy