(743 S. K. m. 638, 657, 764, 931) (3402 S. K. m. 12) (2762 S. K. m. 27, 29) (YHGK. 13.11.1996 T. 1996/4-560 E. 1996/784 K. )
Dava: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 28.9.2001 gününde verilen dilekçe ile vakıf şerhinin konulması istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 4.4.2002 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, dava konusu taşınmazın geldi kayıtlarında yer alan Şeyh Süleyman Veli Vakfı şerhinin kayıtlara işlenmesini istemiştir.
Dava, tapu kaydına vakıf şerhi işlenmesi isteğine ilişkindir.
Dava konusu taşınmazın bulunduğu yere 1940'lı yıllarda kadastro gelmiştir. Davacı idare vekili, nizalı taşınmazın geldi kayıtlarında nev'i Şeyh Süleyman Veli Vakfı'ndan olduğu yazılı bulunduğu halde taviz bedelleri için vakıf şerhi işlenmeden tapu tesis edildiğini, sonradan Vakıflar idaresinin başvurusu üzerine vakıf şerhinin tapuya işlendiğini, tapu maliklerinin açtığı dava üzerine Asliye Hukuk Mahkemesinin kararı ile tapuya konan bu vakıf şerhinin mahkeme kararı olmaksızın, tek taraflı idari bir işlem ile konulamayacağından bahisle iptaline karar verildiğini belirterek, şimdi ise söz konusu vakıf şerhinin tapu kaydına yeniden yazılmasını istemektedir.
İddia ve savunmanın içeriğinden taraflar arasındaki uyuşmazlığın davaya konu şerhin ilişkin bulunduğu haktan özellikle taviz bedelinden kaynaklandığı açıktır. Kuşkusuz böyle bir uyuşmazlığın sağlıklı olarak çözümlenebilmesi, mukataalı ve icareteynli vakıf mallarının mutasarrıfları adına nasıl tasfiye edileceğinin, taviz bedelinin hukuksal niteliğinin ne olduğunun, ayrıca bundan kimin sorumlu tutulması gerektiğinin bilinmesine bağlıdır.
Vakıflar Kanunun yürürlüğe girmesi ile taviz bedellerinin ödenmesi ve Vakıfların tasfiyesi ile ilgili durumlar düşünülmüş olup, buna göre 10 yıllık süre içinde tasfiye bedellerinin ödenmesi ile vakıfların kullanan mutasarrıflara dönüşünün sağlanması amaçlanmıştır. Ve son olarak Vakıflar Kanununun 2888 Sayılı Kanunla değişik 29. maddesi ile ödenmeyen icareteyn ve mukataalar ivaza dönüşmüştür ve vakfın hakkı bu ivaz karşılığında taşınmazın tamamı üzerinde ipotekle temin edilmiş sayılmıştır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 1996/4-560 Esas, 1996/784 sayılı kararında da belirtildiği üzere, 2888 Sayılı Kanunla değişik Vakıflar Kanununun 29. maddesi ve özellikle icareteynli ve mukataalı vakıf taşınmaz malların taviz bedelleri mutasarrıflarınca ödenip, mülkiyeti devralanlar için öngörülen 10'ar yıllık sürelerin dolmasından sonra, mülkiyetin mutasarrıfa geçeceği ve vakfın bu taşınmaz mal üzerindeki hakkının ivaza dönüşeceği, vakfın bu hakkı için de taşınmazın tamamı üzerinde ipotek tesis edilmiş sayılacağı ilgili yasa hükmü gereğidir. Hukuk Genel Kurulunun 19.9.1990 gün, 332/415 sayılı kararında da açıkça vurgulandığı üzere, taviz bedeli ödenmedikçe temliki tasarruf yapılamayacağına ilişkin takyit bir gayrimenkul mükellefiyetidir.
Yine, Medeni Kanunun 764. maddesinde takyit edilen gayrimenkulün, maliki değiştiği takdirde, yeni malikin başka bir muameleye hacet kalmaksızın gayrimenkul mülkiyetinin mevzuuna dair şeylerle borçlu olacağı hükme bağlanmıştır. Bu hükmün doğal sonucu olarak kayıt ve belgelerden aslının vakıf taşınmaz mal olduğunun anlaşılması halinde vakıf şerhinin intikal (gitti) kayıtlarına sonradan işaret edilmiş bulunması veya dayanaksız olarak silinmesi yeni maliki bu mülkiyetten yani taviz bedelini ödemekten kurtaramaz. Yasadan doğan gayrimenkul mükellefiyeti karşısında sonraki malikin iyiniyet iddiasında bulunarak Medeni Kanunun 638. ve 931. maddelerinden yararlanmasına yasal olanak bulunmamaktadır. Zira, Medeni Kanunun 657. maddesinde de bu husus açıkça belirtilmiştir.
Yukarıda sözü edilen 2888 Sayılı Kanunla değişik 29. maddenin getirdiği kanuni ipotek hakkı gayrimenkulü takip edeceğinden, vakıf şerhi artık yasal bir takyittir. Bu niteliği itibariyle 3402 Sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesi bu davalarda uygulanmaz. Davalı vekilinin bu yönleri kapsayan temyiz itirazları belirtilen nedenle yerinde görülmemiştir.
Ancak, dosya içersinde bulunan kadastro tutanaklarının incelenmesinden, dava konusu taşınmazın dayanak tapu kayıtlarının bulunduğu ve bu tapu kayıtlarına istinaden malikleri adına tespit edildiği anlaşılmıştır. Mahkemece, bu dayanak tapu kayıtları getirtilmemiştir. Dosyaya getirilen ve tercümesi yapılan kayıt ile kadastro tutanağında yazılı dayanak kayıtların sıra numaraları birbirini tutmamaktadır. Vakıflar Kanununda değişiklik yapılmasına dair 4.4.1995 tarih ve 4103 Sayılı Yasanın 27. maddesi uyarınca vakfın cinsine bakılmaksızın, mevcut mukataalı veya icrateynli taşınmazların mülkiyetleri taviz bedeli ödenmedikçe kullanıcıya geçmez. Davacı idare de, dava konusu taşınmazın geldi kayıtlarında vakıf şerhi bulunduğunu, bedel ödenmeden kaldırılamayacağını ileri sürmektedir. Belirtilen tüm bu yasa hükümleri ve ilkelerin ışığı altında öncelikle dava konusu taşınmazın kadastro sırasında tespitine esas alınan tapu kayıtları ilk tesisinden itibaren bütün intikalleri ile birlikte şahsiyet ve vakfiyet durumlarını gösterir kayıt ve öteki belgeler ilgili merciilerden getirtilmeli, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünden ve Vakıflar Genel Müdürlüğünden kayda işaret edilmiş vakfın türü hakkında bilgi alınmalı, vakfın niteliği, dava konusu taşınmazın vakıf malı olup olmadığı araştırılıp, belirlenen sonuca göre bir karar vermek gerekirken, eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, 08.11.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy