(4721 S. K. m. 661)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 28.3.2001 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi ve kal istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine dair verilen 28.12.2001 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, 664 parsel sayılı taşınmazı davalı ile birlikte satın aldıklarını ve 1/2 şer paylarla müşterek malik olduklarını, taşınmaz üzerine binalarını yaptıklarını, evinin alt katında eczanesi bulunduğunu, davalının ise iki evin yan yana olan ön girişleri arasına, birbirinden ayırmak için bir duvar yaptığını, bu duvarın hem taşınmazın cepheli olduğu genel yola tecavüzlü olduğunu, hem de yüksekliği nedeniyle eczanenin görünmesini engellediğini, müşterek mülkiyet hükümlerine ve İmar Kanununa aykırı olarak yapılan duvarın ticari işletmenin gelirini etkilemeye yönelik şekilde haksız ve kötü niyetle yapıldığını ileri sürerek, elatmanın önlenmesini ve duvarın kal'ini istemiştir.
Davalı, dava konusu taşınmazda taraflarca kullanım anlaşması yapıldığını, nizalı duvarın tamamen bahçe ve evini korumak amacı ile kendi kullanımında bulunan kısma inşa edildiğini, iddia edildiği gibi davacıya ait eczanenin görünümünün engellenmesinin söz konusu olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiş hükmü davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava konusu taşınmazın paylı mülkiyet olarak taraflar adına tapuda kayıtlı olduğu dosyadaki tapu kayıt örneklerinden anlaşıldığı gibi bu konuda yanlar arasında uyuşmazlıkta bulunmamaktadır. Dosya kapsamı, toplanan deliller ve tarafların beyanları ile ortak mülkiyet konusu olan taşınmazda paydaşlar arasında bir kullanım anlaşmasının bulunduğu da açıkça anlaşılmaktadır. Bu şekilde paydaşlar arasında kullanma biçimine ilişkin yapılan anlaşma geçerlidir. Paylı ve ortak mülkiyette paydaş veya ortaklardan biri ötekinin payına veya ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olduğunda, paylı mülkiyet konusu taşınmazın paydaşları arasında kullanma biçimine ilişkin bir anlaşma olduğu halde, paydaşlardan biri anlaşmaya aykırı davranırsa bunun önlenmesi istenilebilir.
Somut olaya gelince;
Bilirkişiler tarafından düzenlenen krokili raporda davalının, yaptığı niza konusu duvarın kullanım anlaşmasına göre kendi bölümünde bulunmakla birlikte A harfli 0.21 metrekarelik kısmının parsel dışında ve genel yola taşkın olduğu, öte yandan inşaat bilirkişisi raporuna göre de duvarın 4 metre uzunluğunda 0.20 metre eninde ve 2,10 metre yüksekliğinde olup, bu duvarın koruma amaçlı yapılmadığının ve davacıya ait eczanenin yoldan görünmesine engel olduğunun 19.12.2001 tarihli inşaat bilirkişisi ek raporunda da duvarın yolda kalan kısmı ile davacı eczanesinin görünmesini engelleyen parsel içindeki bölümünde de üstten 1.10. metrelik, yüksek kısmın yıkılması gerektiğinin bildirildiği görülmektedir. Mahkeme ise sadece genel yola taşkın kısmın kal'ine karar vermiş, diğer bölüme ilişkin elatmanın önlenmesi ve kal talebini reddetmiştir.
Ortak mülkiyet konusu olan taşınmazın paydaşları arasında kabul ve benimsenmiş bulunan kullanma biçimine uygun şekilde hareket edilmesi zorunludur. Böyle bir uyuşmazlığın çözümünde taraflar arasında paydaşlık ilişkisi mevcut olduğunun ve karşılıklı çıkarlar arasında bir denge kurulmasının zorunlu olduğunun unutulmaması gereklidir. Ayrıca, ortak taşınmazın kullanılmasıyla ilgili bu anlaşma sonunda ortaya çıkan fiili durum nedeniyle taraflar komşu olmuşlardır. Kaldı ki, parsel üzerinde binalarının bitişik yapıldığı da tarafların kabulündedir ve zemin durumu itibariyle de bu husus açıkça görülmektedir. Komşu sayılan kimselerin taşınmazlarını kullanırken uymak zorunda oldukları ilkeler Medeni Kanunun 661. ve devamı maddelerinde açıklanmıştır. Davalının kullandığı bölümün korunması ve kullanılması yönünden bu duvarın inşaasının gerekli olmadığı, nizalı duvarın davacı tarafındaki eczanenin görünmesini engellediği bilirkişi tarafından belirtildiğine göre duvarın davacıyı tedirgin etmek ve zarara sokmak amacı ile yapıldığının kabulü gerekir. O halde, inşaat bilirkişisinin ek raporu doğrultusunda karar vermek gerekirken, aksine bazı görüş ve düşünceler ile yazılı şekilde hüküm kurulması isabetli bulunmamıştır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, 25.11.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy