(2644 S. K. m. 26)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 15.6.2001 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 1.7.2002 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, 11.9.1995 tarihli satış vaadi sözleşmesine ve muvazaa iddiasına dayalı cebri tescil isteğine ilişkindir.
Davalı davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; dava konusu taşınmazın satışına ilişkin sözleşmenin tapuya şerh edilmesinden sonra beş yıl geçtiği, şerhin alıcıya karşı hükmü kalmadığı ve taşınmazı sonradan tapudan satın alan davalının iktisabının muvazaalı olduğunun kanıtlanmadığından bahisle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.
Tapu Kanunun 26. maddesi satış vaadi sözleşmesinin tapu siciline şerh edilmesinden itibaren beş yıl içinde satış yapılmazsa iş bu şerhin tapu sicil memuru tarafından doğrudan silineceği öngörmektedir. Buna göre şerh; beş yıl süre ile geçerlilik ve kuvvetini korur, bu beş yıllık sürenin geçmesinden sonra herhangi bir karar veya isteme gerek kalmadan kuvvet ve geçerliliğini yitirir. Dolayısıyla şerh ile birlikte ayni etkili hale gelen satış vaadi sözleşmesi bu sürenin geçmesiyle tekrar şahsi hak durumuna dönüşür. Uyuşmazlık konusu olayda şerhin süre yönünden hükmünü yitirmesi nedeniyle satış vaadi sözleşmesinin davalı için de bağlayıcı olduğundan söz edilemez. Bu durumda satış vaadi sözleşmesinin davalı yönünden de bağlayıcılığından söz edilebilmesi için davalının iktisabının muvazaalı olduğunun kanıtlanması gerekir. Tapudaki devir sözleşmesinin tarafı olmayan davacı muvazaa iddiasını üçüncü kişi olarak tanık dahil her türlü delil ile kanıtlayabilir.
Dosya içeriği ve tanık beyanlarından davada yer almayan satış vaadi borçlularının, davacının satış vaadinden doğan hakkını geçersiz kılmak için paylarını tapuda davalıya devrettikleri, davalının satış vaadi ilişkisini bilerek taşınmazı satın aldığı anlaşılmaktadır. Toplanan kanıtlara göre muvazaa iddiası kanıtlanmıştır.
Açıklanan tüm bu nedenlerden ötürü davanın kabulüne karar vermek gerekirken, yazılı nedenlerle davanın reddi doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 16.12.2002 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy