(4721 S. K. m. 693, 747) (1086 S. K. m. 74, 91)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 22.12.1999 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı kurulması istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabul-kısmen reddine dair verilen 25.12.2001 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Recep C. vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, 994 parsel sayılı taşınmazının genel yola bağlantısının bulunmadığını ileri sürerek, davalılara ait 993, 1055, 1441 ve 1442 parsel sayılı taşınmazlar üzerinde geçit hakkı kurulması isteğinde bulunmuştur.
Bir kısım davalılar, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacıya ait 994 parsel sayılı taşınmaz yararına 993 parsel üzerinden geçit hakkı kurulmasına diğer taşınmazlar hakkında açılan davanın ise feragat sebebiyle reddine karar verilmiş, hüküm 993 parsel sayılı taşınmaz maliki Recep C. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 743 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 671. maddesi uyarınca geçit hakkı kurulması isteğine ilişkindir.
Geçit hakkı davalarını, genel yola bağlantısı bulunmayan ( geçit yoksunluğu-mutlak geçit ihtiyacı ), ya da yolu bulunmasına rağmen bu yol ihtiyacını karşılamayan ( geçit yetersizliği-nispi geçit ihtiyacı ) taşınmaz maliki açabilir.
Geçit ihtiyacı olan kişi, davasını öncelikle evvelki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun taşınmaz malikine karşı, böyle bir uygunluk yok ise, davanın taşınmazından geçit verilmesinden en az zarar görecek kişiye karşı yöneltilmesi gerekir.
Geçit hakkı verilmesi isteğine ilişkin davalarda, bu hak taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından, leh ve aleyhine geçit istenen taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur. Ancak 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 693/3. maddesiyle "Paydaşlardan herbiri, bölünmeyen ortak menfaatlerin korunmasını diğer paydaşları temsilen sağlayabilir." hükmünü getirmiş olup aynı yasanın zorunlu geçit hakkını düzenleyen 747. maddesinin gerekçesinin son fıkrasında da; "Maddenin 1. fıkrasında kullanılan malik deyimi paylı mülkiyetteki pay sahiplerini de içerecek genişliktedir. Paylı mülkiyette paydaşlardan birinin zorunlu geçit isteminde bulunması, diğer paydaşların yararına ve paylı mülkiyetin kullanılabilirliğini artıran bir tasarruftur. Bu nedenle bu koşullarda paylı mülkiyette, paydaşlardan herbiri de bu hükümden yararlanabilecektir." Şeklinde kabul edilmiş olduğundan yararına geçit istenilen taşınmazın paylı olması halinde paydaşlardan birinin dava açmış olması yeterli kabul edilmelidir.
Mahkemece, geçit saptanırken taraf yararlarının gözetilmesi gerekeceği ilkesi de davanın bir diğer belirleyici unsurudur. Ülkemizde arazi düzenlemesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın doğrudan yol ihtiyacının karşılanmamış bulunması geçit davalarının kaynağını oluşturmaktadır. Geçit hakkı, taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte özünü komşuluk hukukundan almaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri de esas alınmalıdır. Geçit ihtiyacının nedeni, taşınmazın niteliği ile ihtiyacın nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı, davacının subjektif arzularına göre değil objektif esaslara göre belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi gözetilmelidir.
Saptanan geçit nedeniyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel de yine objektif kriterlere, taşınmazın niteliğine göre seçilecek bilirkişiler aracılığı ile saptanmalıdır. Saptanan bu bedel, hükümden önce depo ettirilmelidir.
Somut olayda;
Davacıya ait 994 parsel numaralı taşınmazın geçit gereksiniminin bulunduğu açıktır. Mahkemece dosyaya sunulan bilirkişi raporu ile saptanan alternatif yollardan arazi yapısı, eğim durumu ve arazilerin büyüklüğü dikkate alınarak 993 parsel sayılı taşınmazın en uygun alternatif olduğu gerekçesi ile bu taşınmaz üzerinden geçit hakkı kurulmasına karar verilmiş ise de bilirkişi raporuna göre F seçeneği, hüküm altına alınan E seçeneğinden daha kısa ve bedeli de daha azdır. Raporda F seçeneğinin yol olarak kullanılmayacağı konusunda her hangi bir açıklamada da bulunulmadığı halde bu seçenek değerlendirilmemiştir.
743 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 671. maddesi ile getirilen yasal düzenleme gereğince, geçit hakkı, en az zarar görecek yerden ve en zarar görecek taşınmaz malikine yöneltilmelidir. Bu hususunun mahkemece resen inceleme konusu yapılması sebebiyle bu davalarda "taraflarca tasarruf ilkesi" tam olarak uygulanmaz. Bu nedenle, geçit hakkı isteğine ilişkin davalarda, davacının feragat beyanı HUMK'nun 91. maddesinde belirtildiği şekilde kesin hüküm oluşturmaz. Bir başka deyişle aleyhine geçit hakkı kurulması yasal olarak en uygun taşınmaz hakkında açılan davadan, davacı feragat etmiş olsa dahi bu taşınmaz aleyhine yeniden geçit hakkı kurulması istemiyle dava açılması mümkündür. Ancak, davacı, mahkemece geçit için uygun görülen yerden değil de başka bir yerden geçit verilmesinde ısrarlı olur ise bu takdirde HUMK'nun 74. maddesi gereğince istemle bağlı kalınacağından davanın reddine karar verilmesi gerekir.
Mahkemece yukarıda belirtilen hususlar da dikkate alınmak suretiyle F seçeneğinin geçit için daha uygun olup olmadığı konusunda bilirkişilerden ek rapor alınmak suretiyle oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı olduğu şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiş ve hüküm bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının yatırana geri verilmesine 19.12.2002 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy