(743 S. K. m. 671, 672) (4721 S. K. m. 747)
Dava: Taraflar arasındaki geçit hakkı kurulması davasından dolayı mahal mahkemesinden verilen yukarıda gün ve sayısı yazılı hükmün; Dairemizin 23.5.2002 gün ve 2002/3558-4052 sayılı ilamıyla bozulmasına karar verilmişti. Süresi içinde davacı vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla, dosya içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, 17 parsel numaralı taşınmazının genel yola bağlantısının bulunmadığını ileri sürerek, davalılara ait 19, 20 ve 21 parsel sayılı taşınmazlar üzerinde geçit hakkı kurulmasını istemiştir.
Bir kısım davalılar davanın reddini savunmuşlar, davalı A ise bedeli karşılığında geçit hakkı kurulması isteğini kabul etmiştir.
Mahkemece, 19, 20 ve 21 parsel numaralı taşınmazlar üzerinden davacının paydaşı olduğu 17 parsel numaralı taşınmaz lehine 4 metre genişliğinde geçit hakkı kurulmasına karar verilmiştir.
Davalı M 'nın temyizi üzerine hüküm, Dairemizin 23.5.2002 tarih 2002/3558 Esas 2002/4052 Karar sayılı ilamı ile Medeni Kanununun 671.maddesi gereğince açılacak davalarda leh ve aleyhine hüküm kurulan taşınmaz maliklerinin tümünün davada yer alması gerektiği halde lehine geçit hakkı kurulması istenilen 17 parselde ortak paydaş olan davacının tek başına açmış olduğu davada taraf teşkilinin usulünce sağlanmadan karar verildiği gerekçesi ile bozulmuş, davacı vekili karar düzeltme isteğinde bulunmuştur.
Dava, açıldığı tarihte yürürlükte bulunan Türk Medeni Kanunu'nun 671 inci maddesi uyarınca geçit hakkı kurulması isteğine ilişkindir.
Geçit hakkı davalarını, genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunmasına rağmen mevcut bu yolu gereksinimin karşılamayan taşınmaz maliki açabilir.
Bunlardan ilkine mutlak geçit ihtiyacı veya geçit yoksunluğu, ikincisine nisbi geçit ihtiyacı veya geçit yetersizliği denilebilir.
Geçit ihtiyacı olan kişi, davasını öncelikle taşınmazların önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun taşınmaz malikine karşı ve daha sonra bundan en az zarar görecek olana yöneltilmesi gerekir.
Geçit hakkı verilmesi isteğine ilişkin davalarda, bu hak taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından, leh ve aleyhine geçit istenen taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur. Ancak, yararına geçit istenen taşınmazın müşterek mülkiyete konu olması halinde, paydaşlardan bir ya da bir kaçı dava açabilir.
Ülkemizde arazi düzenlemesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın doğrudan yol ihtiyacının karşılanmamış bulunması, geçit davalarının kaynağını oluşturmaktadır. Mahkemece uygun geçit yeri saptanırken öncelikle taraf yararlarının gözetilmesi ilkesi gözönünde tutulmalıdır. Geçit hakkı, taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, bir anlamda özünü komşuluk hukukundan almaktadır denilebilir. Bunun doğal sonucu olarak da yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri de esas alınmalıdır.
Geçit gereksiniminin nedeni, taşınmazın niteliği ile bu gereksinimin nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı, davacının sübjektif arzularına göre değil objektif esaslara göre belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakarlığın denkleştirilmesi prensibi de gözetilmelidir.
Bu nedenlerle de bir taşınmaz için 2,5-3 metre genişliğindeki bir yolun yeterli olacağı kabul edilmelidir.
Davacı yararına tesis edilen geçidin, genel yola kesintisiz ulaşması sağlanmalıdır.
Saptanan geçit nedeniyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel de yine objektif kriterlere, taşınmazın niteliğine göre atanacak bilirkişiler aracılığı ile saptanmalıdır. Saptanan bu bedel, hükümden önce depo ettirilmeli, böylece geçit bedelinin geç ödenmesinden doğabilecek sakıncalara meydan verilmemelidir. Aksinin kabulü, maddenin amacı ile de çelişir.
Kurulan geçit hakkının Medeni Kanunun 672. maddesi uyarınca Tapu Siciline kaydı da gereklidir.
Davanın niteliği gereği, yargılama giderleri de davacı üzerinde bırakılmalıdır.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında;
Davacının paydaşı olduğu 17 parsel numaralı taşınmazın geçit gereksiniminin bulunduğu açıktır
Usul hükümlerine göre dava, iki taraf sistemine göre oluşur. Bir davada davacı ve davalı ayrı ayrı kişilerdir. Davacı ve davalı sıfatının aynı kişide birleşmesi halinde dava sona erer. 743 Sayılı Türk Medeni Kanununun 671. ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunun 747.maddesi gereğince açılacak davalarda da genel kural; yararlanan taşınmaz maliklerinin davacı, yükümlenen taşınmaz maliklerinin ise davalı tarafta yer almalarıdır. Yararlanacak taşınmaz ile aleyhine geçit kurulacak taşınmazın paylı mülkiyet halinde olması ve müşterek maliklerden birinin, geçit hakkı kurulması isteğiyle dava açmış olması durumunda, yararlanan taşınmazda paydaş olan aynı zamanda yükümlenecek taşınmazda da paydaş olduğundan, bu kişi hem davacı hem de davalı tarafta yer almış olacaktır. Bu durum usulün bir davada tarafların ayrı kişiler olması gerektiği hususundaki, dava sistematiği ile ilgili ana kurala ters düşer. Ancak, istisnai bir durum olan böyle bir halde, davacı dışındaki paydaşların davaya konu taşınmazda da paydaş olmaları nedeniyle, davacı olarak davada yer almaları gerekli olmayıp, davalı olarak gösterilmeleri yeterlidir. Anılan bu husus, geçit hakkının taşınmazların leh ve aleyhine kurulan bir irtifak hakkı niteliğinde bulunmasının da doğal bir sonucudur.
Belirtilen nedenle, davacı vekilinin karar düzeltme isteğinin kabulü ile Dairemizin 23.5.2002 tarih 2002/3558 Esas, 2002/4052 Karar sayılı ilamının kaldırılması üzerine yapılan inceleme sonucunda; dosya kapsamına, yapılan yargılamaya, toplanan kanıtlara ve özellikle kanıtların takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının aşağıda belirtilen bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Ancak; belirlenen geçidin kullanım amacına göre en fazla 2,5-3 metre olması gerekirken 4 metre olarak belirlenmesi ve geçit bedelinin hükümden önce mahkeme veznesine depo ettirilmemiş olması doğru görülmemiş hüküm bu nedenlerle bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Yukarıda yazılı nedenlerle, davacı vekilinin karar düzeltme isteğinin kabulü ile Dairemizin 23.5.2002 tarih 2002/3558 Esas 2002/4052 karar sayılı ilamının kaldırılmasına, hükmün esasına yönelik olarak yapılan inceleme sonucunda davalı vekilinin temyiz itirazlarının belirtilen nedenlerle kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 4.7.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy