(4721 S. K. m.747) (743 S. K. m. 671)
Dava: Davacı tarafından, davalı aleyhine 26.6.2001 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı kurulması istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 24.12.2001 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, maliki olduğu 3566 parsel sayılı taşınmazının genel yola bağlantısı olmadığını ileri sürerek davalıya ait 3565 parsel sayılı taşınmazdan geçit verilmesini istemiştir.
Davalı davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, hükmü davacı vekili temyize getirmiştir.
Dava, Medeni Kanunun 671. maddesi uyarınca geçit hakkı kurulması istemine ilişkindir. Anılan maddeye göre "Tariki amme çıkmak için kafi bir yolu bulunmayan gayrimenkul sahibi tam bir ivaz mukabilinde komşularından kendisine geçmek için münasip bir yerin terkini talep edebilir. Bu hak mülklerin ve onlara giden yolların evvelki hallerine göre bu yolun nereden geçmesi lazım geliyorsa oranın malikine ve icabında bu yolun açılmasından en az mutazarrır olan kimseye karşı kullanılır. Bu yolun tayininde iki tarafın menfaatleri gözetilir.
Geçit hakkı davalarında maddede düzenlendiği gibi davacının yola gereksinimi bulunmalıdır. Maddede öngörülen kafi yol kavramını, "zaruret hali" olarak anlamak gereklidir. Çünkü, bu istem neticede karşı tarafın mülkiyet hakkını sınırlayacı bir taleptir. O nedenledir ki, gerek öğretide gerekse uygulamada geçit zaruretinin iki şekilde ortaya çıkabileceği kabul edilmektedir. Birinci hal, taşınmazın hiç yolunun bulunmamasıdır. Buna (geçit yoksunluğu) veya (mutlak geçit zarureti) denilmektedir. İkinci durum ise (geçit yetersizliği) dir ki, bir başka anlatımla (nispi geçit zarureti) şeklinde ifade edilmektedir.
Geçit hakkı isteminin ileri sürülmesi halinde, mahkemece öncelikle bu iki halden hangisinin söz konusu olduğuna bakılmalıdır.
İstemin mutlak geçit yoksunluğuna dayalı olması durumunda, hiç yolun bulunmaması sebebiyle, çekişmenin çözümü sadece en uygun yolun neresi olacağının belirlenmesi noktasında düğümlenir.
Geçit yetersizliğine dayalı olarak istemde bulunulması halinde ise, konu daha karmaşık ve çok boyutludur. Çünkü öncelikle geçit yetersizliği kavramının değerlendirilmesi zorunludur.
Somut olayda davacı mutlak geçit yoksunluğundan sözederek 3566 parsel sayılı taşınmazı için geçit hakkı istemiş is ede, pafta örneğinden davacı taşınmazının batı sınırını takiben kuzeye doğru devam eden bir patika yol olduğu görülmektedir. Davalının savunması da bu yöndedir. Paftadan bu yolun nereye kadar gittiği anlaşılamamakla birlikte, teknik bilirkişi Aydın Hacıömeroğlu tarafından düzenlenen krokide bu patika yol sarı boyalı olarak gösterilmiş ve daha kuzeydeki patika yola, oradan da genel yolu bağlandığı anlaşılmıştır. Ancak, sarı boyalı olarak gösterilen bu yolun tamamının paftada yer alıp almadığı, zemindeki niteliği ve kullanılma şekli davacının bu yoldan yararlanma olanağı bulunup bulunmadığı araştırılmamıştır. Yine kırmızı çizgiler ile gösterilen mahalle yolunun da ne şekilde açıldığı ve paftasında yer alıp almadığı dosya içeriği ve bilirkişi raporlarından anlaşılamamaktadır. Ayrıca davacı taşınmazının doğu sınırı ve davalı taşınmazının güney sınırı boyunca görülen derenin niteliği, zeminde yol olarak kullanma olanağı bulunup bulunmadığı hususu da incelenmemiştir. Bu ihtimaller araştırılarak davacının söz konusu yerlerden yararlanma olanağının bulunmadığı anlaşıldığı takdirde zorunlu geçit ihtiyacı olduğu ortaya çıkacaktır. Bu durumda da, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda, taraf yararları gözetilerek en az zarar görecek taşınmaz üzerinden davacı taşınmazının genel yola ulaştırılması gerekir.
Öte yandan, davalıya ait olduğu ileri sürülen 3565 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının dosyaya getirilmemesi de bir eksiklik olarak görülmüştür.
Mahkemece, açıklanan hususlar üzerinde durulmadan, eksik araştırma, inceleme ve yetersiz bilirkişi raporlarına dayalı olarak karar verilmesi doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin yerinde görülen temyiz isteğinin kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, 8.3.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy