(2762 S. K. m. 29) (743 S. K. m. 638, 657, 764, 931) (3402 S. K. m. 12) (YHGK. 13.11.1996 T. 1996/4-560 E. 1996/784 K.) (YHGK 23.02.2005 T. 2005/14-62 E. 2005/100 K.)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 4.10.2001 gününde verilen dilekçe ile tapuya vakıf şerhinin konulması istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 29.4.2002 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı idare vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne duruşma isteğinin değer yönünden reddine karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, dava konusu taşınmazların geldi kayıtlarında yer alan Seyit Nurettin Vakfı şerhinin kayıtlara işlenmesini istemiştir.
Davalı Hüseyin Ercan davanın reddini savunmuş, diğer davalılar cevap vermemiştir.
Mahkemece, kesin hükmün varlığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü davacı idare vekili temyiz etmiştir.
Dava, tapu kaydına vakıf şerhi işlenmesi isteğine ilişkindir.
Dava konusu taşınmazların bulunduğu yere 1960'lı yıllarda kadastro gelmiştir. Davacı idare vekili nizalı taşınmazların geldi kayıtlarında nev'i Seyit Nurettin Vakfından yazılı olduğu halde, taviz bedelleri için vakıf şerhi tapuya işlenmeden tapu tesis edildiğini, sonradan vakıflar idaresinin başvurusu üzerine vakıf şerhinin tapuya işlendiğini, tapu maliklerinin açtığı dava üzerine Asliye Hukuk Mahkemesinin kararı ile tapuya konan vakıf şerhini 10 yıllık hak düşürücü süre geçtiği için iptaline karar verildiğini ve Yargıtay'ca onanarak kesinleştiğini belirtip, şimdi ise söz konusu vakıf şerhinin tapu kaydına yeniden yazılmasını istemektedir. İşte mahkemece, kesin hüküm oluşturduğu kabul edilen hüküm, açıklanan 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2000/315-386 Esas ve Karar sayılı bu hükmüdür. O davada, tapu malikleri tapu kaydına işlenen vakıf şerhinin iptalini istemişlerdir. Eldeki davada ise, vakıflar idaresi 1. Asliye Hukuk Mahkemesince iptaline karar verilen vakıf şerhinin kayıtlara tekrar yazılmasını istediğine göre, her iki davanın sebebi farklı olduğundan önceki hüküm bu dava açısından kesin hüküm teşkil etmez.
İddia ve savunmanın içeriğinden taraflar arasındaki uyuşmazlığın davaya konu şerhin ilişkin bulunduğu haktan, özellikle taviz bedelinden kaynaklandığı açıktır. Kuşkusuz böyle bir uyuşmazlığın sağlıklı olarak çözümlenebilmesi, mukataalı ve icareteynli vakıf mallarının mutasarrıfları adına nasıl tasfiye edileceğinin, taviz bedelinin hukuksal niteliğinin ne olduğunun, ayrıca bundan kimin sorumlu tutulması gerektiğinin bilinmesine bağlıdır.
Vakıflar Kanunun yürürlüğe girmesi ile taviz bedellerinin ödenmesi ve vakıfların tasfiyesi ile ilgili durumlar düşünülmüş olup, buna göre 10 yıllık süre içinde tasfiye bedellerinin ödenmesi ile vakıfların kullanan mutasarrıflara dönüştüğünün sağlanması amaçlanmıştır. Ve son olarak Vakıflar Kanunun 2888 sayılı kanunla değişik 29. maddesi ile ödenmeyen icareteyn ve mukataalar ivaza dönüşmüştür ve vakfın hakkı bu ivaz karşılığında taşınmazın tamamı üzerinde ipotekle temin edilmiş sayılmıştır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 1996/4-560 Esas, 1998/784 sayılı kararına göre, 2888 Sayılı Kanunla değişik Vakıflar Kanunun 29. maddesi v e özellikle icareteynli ve mukataalı vakıf taşınmaz malların taviz bedelleri mutasarrıflarınca ödenip, mülkiyeti devralanlar için öngörülen 10'ar yıllık sürelerin dolmasından sonra mülkiyetinin mutasarrıfa geçeceği ve vakfın bu taşınmaz mal üzerindeki hakkının ivaza dönüşeceği vakfın bu hakkı için de taşınmazın tamamı üzerinde ipotek tesis edilmiş sayılacağı ilgili yasa hükmü gereğidir. Hukuk Genel Kurulu'nun 19.9.1990 gün, 332/415 sayılı kararında da açıkça vurgulandığı üzere, taviz bedeli ödenmedikçe temliki tasarruf yapılamayacağına ilişkin takyit bir gayrimenkul mükellefiyetidir.
Yine Medeni Kanunun 764. maddesinde takyit edilen gayrimenkulün, maliki değiştiği takdirde yeni malikin başka bir muameleye hacet kalmaksızın gayrimenkul mükellefiyetinin mevzuuna dair şeylerle borçlu olacağı hükme bağlanmıştır. Bu hükmün doğal sonucu olarak kayıt ve belgelerden aslının vakıf taşınmaz mal olduğunun anlaşılması halinde vakıf şerhini intikal (gitti) kayıtlarına sonradan işaret edilmiş bulunması veya dayanaksız olarak silinmesi yeni maliki bu mükellefiyetten yani taviz bedelini ödemekten kurtaramaz. Yasadan doğan gayrimenkul mükellefiyeti karşısında sonraki malikin iyiniyet iddiasında bulunarak Medeni Kanunun 638. ve 931. maddelerinden yararlanmasına yasal olanak bulunmamaktadır. Zira Medeni Kanunun 657. maddesinde de bu husus açıkça belirtilmiştir.
Yukarıda sözü edilen 2888 Sayılı Kanununla değişik 29. maddesinin getirdiği kanuni ipotek hakkı gayrimenkulü takip edeceğinden vakıf şerhi artık yasal bir takyittir. Bu niteliği itibariyle 3402 Sayılı Kadastro Kanunun 12/3. maddesi bu davalarda uygulanmaz.
Somut olayda, dosya içerisinde bulunan tapulama tutanaklarının incelenmesinden dava konusu taşınmazların dayanak tapu kayıtlarının bulunduğu ve bu tapu kayıtlarına istinaden maliki adına tespit edildiği anlaşılmıştır. Mahkemece, nizalı taşınmazların tespitine dayanak olan kayıtlar getirilmemiştir. İade kararımız üzerine verilen cevapta da dayanak kayıtların eski Türkçe olması nedeniyle gönderilmediği yazılmıştır.
Vakıflar Kanununda değişiklik yapılmasına dair 4.4.1995 tarih ve 4103 Sayılı Yasanın 27. maddesi uyarınca vakfın cinsine bakılmaksızın, mevcut mukataalı veya icareteynli taşınmazların mülkiyetleri taviz bedeli ödenmedikçe kullanıcıya geçmez. Davacı idare de, dava konusu taşınmazların geldi kayıtlarında vakıf şerhi bulunduğunu, bedel ödenmeden bu şerhin kaldırılamayacağını ileri sürmektedir.
Belirtilen tüm bu yasa hükümleri ve ilkelerin ışığı altında önce dava konusu taşınmazların tapulama sırasında tespitine esas alınan tapu kayıtları ilk tesisinden itibaren bütün intikalleri ile birlikte şahsiyet ve vakfiyet durumlarını gösterir kayıt ve öteki belgeler ilgili mercilerden getirtilmeli, eski yazı olan kayıtların bilirkişi aracılığı ile tercümesi yaptırılmalı, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünden ve Vakıflar Genel Müdürlüğünden kayda işaret edilmiş vakfın türü hakkında bilgi alınmalı, vakfın niteliği, dava konusu taşınmazın vakıf malı olup olmadığı araştırılıp, belirlenen sonuca göre bir karar vermek gerekirken, eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı gerekçe ile red kararı verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, 21.03.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy