(743 S. K. m. 671, 672)
Dava ve Karar: Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 17.10.2001 ve Hasan Hüseyin Güngör aleyhine de 19.9.2002 günlerinde verilen dilekçeler ile geçit hakkı kurulması istenmesi üzerine bozma ilamına da uyularak yapılan duruşma sonunda; davanın Hasan Hüseyin Güngör yönünden kabulüne dair verilen 30.12.2002 tarihli hükmün Yargıtay'ca tetkiki davalılar tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içindeki tüm kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Davacı, 377 parsel s. taşınmazı için 376 parsel s. taşınmaz üzerinden geçit hakkı kurulmasını istemiş, mahkemece davanın kabulü üzerine, yerel mahkeme kararı davacı taşınmazının güneyinde yer alan 616 parsel s. taşınmaz üzerinden DSİ servis yoluna ulaşma olanağının bulunup bulunmadığının araştırılması yönünden bozulmuştur.
Bozma üzerine yapılan yargılama sonunda, 616 parsel s. taşınmaz aleyhine geçit hakkı kurulmasına karar verilmiş, hükmü davalılar temyiz etmiştir.
Dava, Türk Medeni Kanunu'nun 671 inci maddesi uyarınca geçit hakkı kurulması isteğine ilişkindir.
Geçit hakkı davalarını, genel yola bağlantısı bulunmayan (geçit yoksunluğu-mutlak geçit ihtiyacı, yolu bulunmasına rağmen bu yol ihtiyacını karşılamayan (geçit yetersizliği-nispi geçit ihtiyacı) taşınmaz maliki açabilir.
Geçit ihtiyacı olan kişi, davasını öncelikle taşınmazların önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun taşınmaz malikine karşı ve daha sonra bundan en az zarar görecek olana yöneltmesi gerekir.
Geçit hakkı verilmesi isteğine ait davalarda, bu hak taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından, leh ve aleyhine geçit istenen taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur. Ancak, yararına geçit istenen taşınmazın müşterek mülkiyete konu olması halinde, paydaşlardan bir ya da bir kaçı dava açabilir.
Mahkemece, geçit saptanırken taraf yararlarının gözetilmesi gerekeceği ilkesi de davanın bir sair belirleyici unsurudur.
Ülkemizde arazi düzenlemesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın doğrudan yol ihtiyacının karşılanmamış bulunması, geçit davalarının kaynağını oluşturmaktadır. Geçit hakkı, taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan almaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri de esas alınmalıdır. Geçit ihtiyacının nedeni, taşınmazın niteliği ile ihtiyacın nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı, davacının subjektif arzularına göre değil objektif esaslara göre belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi de gözetilmelidir. Bu sebeplerle de tapuda tarla niteliği ile kayıtlı bir taşınmaz için 2,5-3 metre genişliğindeki bir yolun yeterli olacağı kabul edilmelidir.
Davacı yararına tesis edilen geçidin genel yola kesintisiz ulaşması sağlanmalıdır.
Saptanan geçit sebebiyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel de yine objektif kriterlere, taşınmazın niteliğine göre atanacak bilirkişiler aracılığı ile saptanmalıdır. Saptanan bu bedel, hükümden önce depo ettirilmeli, böylece geçit hakkı sahibinin bu bedeli kendi yararına kullanarak, yıllar sonra ödemesi önlenmelidir. Aksinin kabulü, maddenin amacıyla da çelişir.
Çoğu kez geçit için takdir edilen değeri de aşan yargılama giderlerinden, uygun yolun saptanmasında kişisel isteği önemli olmayan davalı sorumlu tutulmaktadır. Yargılama giderinden sorumlu tutulmanın temelinde dava açılmasına sebebiyet verme ve davaya karşı çıkma olgusu yatmaktadır. Ancak geçit hakkının tesisinde görüldüğü gibi davalı yanın iradesi dışında başka etkenler de rol oynamaktadır. Bu sebeple yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılması gerekmektedir. Fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi de bu sonuçla örtüşmektedir.
Kurulan geçit hakkının Medeni Yasanın 672. maddesi uyarınca tapu siciline kaydı da gereklidir.
Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında somut olay irdelendiğinde, bozma uyarınca araştırma ve inceleme yapılarak 616 parsel s. taşınmazın geçit için uygun güzergah olarak saptanmasında bir usulsüzlük görülmemiştir. Ancak,
Üzerinden geçit hakkı kurulan taşınmaz malikine karşı açılmış bir dava bulunmadığı gibi, davaya dahil edilirken harç da alınmamıştır. Bu halde usulünce taraf sıfatı kazanmayan kişi aleyhine hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı bulunmuştur.
Kabule göre de, yargılama giderlerinin davalıdan alınması ve hakkında açılan dava reddedilen davalı vekili yararına karar gününde yürürlükte bulunan tarife uyarınca vekalet ücreti takdir edilmemesi de doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarda yazılı sebeplerle temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harçlarının istem halinde yatıranlara geri verilmesine 28.03.2003 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy