(743 S. K. m. 671, 672) (4721 S. K. m. 693, 747)
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 27.2.1998 tarihinde verilen dilekçe ile geçit hakkı kurulması istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 23.12.2002 tarihli hükmün Yargıtay'ca tetkiki davalı Hatice Korkmaz vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içindeki tüm kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Davacı, 280 parsel s. taşınmazının genel yola bağlantısının bulunmadığını ileri sürerek, davalılara ilişkin taşınmaz üzerinde geçit hakkı kurulması isteğinde bulunmuştur.
Davalılar, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacıya ilişkin taşınmaz yararına 718 ve 485 parsel s. taşınmazlar üzerinden geçit hakkı kurulmasına karar verilmiştir.
Hüküm, davalı Hatice Korkmaz tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, açıldığı tarihte yürürlükte bulunan Türk Medeni Kanunu'nun 671 inci maddesi uyarınca geçit hakkı kurulması isteğine ilişkindir.
Geçit hakkı davalarını, genel yola bağlantısı bulunmayan (geçit yoksunluğu-mutlak geçit ihtiyacı), yolu bulunmasına rağmen bu yol ihtiyacını karşılamayan (geçit yetersizliği-nispi geçit ihtiyacı) taşınmaz maliki açabilir.
Geçit ihtiyacı olan kişi, davasını öncelikle evvelki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun taşınmaz malikine karşı, daha sonra ise davanın taşınmazından geçit verilmesinde en az zarar görecek kişiye karşı yöneltilmesi gerekir.
Geçit hakkı verilmesi isteğine ait davalarda, bu hak taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından, leh ve aleyhine geçit istenen taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur. Ancak; 01.01.2002 gününde yürürlüğe giren 4721 S. Türk Medeni Kanunu'nun 693/3. ve 747. maddenin gerekçesinin son fıkrası uyarınca paylı mülkiyetin söz konusu olduğu hallerde paydaşlardan her biri tek başına dava açabilir.
Mahkemece, geçit saptanırken taraf yararlarının gözetilmesi gerekeceği ilkesi de davanın bir sair belirleyici unsurudur. Ülkemizde arazi düzenlemesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın doğrudan yol ihtiyacının karşılanmamış bulunması geçit davalarının kaynağını oluşturmaktadır. Geçit hakkı, taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan almaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri de esas alınmalıdır. Geçit ihtiyacının nedeni, taşınmazın niteliği ile ihtiyacın nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı, davacının subjektif arzularına göre değil objektif esaslara göre belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi de gözetilmelidir.
Saptanan geçit sebebiyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel de yine objektif kriterlere, taşınmazın niteliğine göre atanacak bilirkişiler aracılığı ile saptanmalıdır. Saptanan bu bedel, hükümden önce depo ettirilmelidir. Ülkemizdeki yüksek enflasyon nedeniyle, hükümden sonra bedelin ödenmesine olanak sağlamak geçit hakkı sahibinin yıllar sonra bu bedeli ödemesi sonucunu doğurabilir ki buda maddenin amacıyla çelişir.
Çoğu kez geçit için takdir edilen değeri de aşan yargılama giderlerinden, uygun yolun saptanmasında kişisel isteği önemli olmayan davalı sorumlu tutulmaktadır. Yargılama giderinden sorumlu tutulmanın temelinde dava açılmasına sebebiyet verme ve davaya karşı çıkma olgusu yatmaktadır. Ancak geçit hakkının tesisinde görüldüğü gibi davalı yanın iradesi dışında başka etkenler de rol oynamaktadır. Bu sebeple yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılması gerekmektedir. Fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi de bu sonuçla örtüşmektedir.
Kurulan geçit hakkının Medeni Yasanın 672. maddesi uyarınca tapu siciline kaydı da gereklidir.
Somut olayda, davacı taşınmazının genel yola bağlantısının olmadığı sabittir. Mahkemece geçit güzergahının saptanması için keşif yapılmış sınırda yola cepheli taşınmazlar da incelenmiştir. Ancak yapılan keşif sırasında, yukarda açıklanan biçimde araştırma yapılmamış, hüküm kurulurken de, anılan ilkeler gözetilmemiştir.
Şöyle ki;
1- Aleyhine geçit kurulan 485 parsel s. taşınmazı ikiye bölerek kullanım bütünlüğünü bozacak biçimde geçit hakkı kurulmuştur.
2- (3) numaralı güzergahın geçit bedelinin yüksek olmasının tek başına geçit hakkına engel olmayacağı sair alternatiflerle kıyaslanırken taraf yararları gözetilerek değerlendirme yapılacağı düşünülmeden, bu güzergahın geçit için uygun olup olmadığı araştırılmamıştır.
3- Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasası uyarınca, bir davanın açıldığı tarihteki koşullara göre irdeleneceği kuşkusuzdur. Bu sebeple de, geçit hakkı davalarında geçit bedelinin dava gününe göre belirlenmesi genel kuraldır. Ancak, bir davanın yıllarca sürdüğü olgusu karşısında, geçit davalarında fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesinin egemen olduğu da gözetildiğinde, geçit için ön görülen tam bedelin, dava gününe göre saptanması mülkiyet hakkı kısıtlanan taşınmaz malikinin mağdur edilmesine yol açabilir. Kaldı ki, davacı yanın yargılamayı uzatmaya yönelik tutum içerisine girmesine de neden olabilir.
Açıklanan nedenlerle, öncelikle, geçit bedeli saptanırken, dava tarihindeki değer üzerinden hesaplama yapılması, hüküm tarihi nazara alınarak, dava tarihi ile hüküm arasında taşınmaz değerinde önemli derecede değişim yaratabilecek bir sürenin geçmesi halinde ise, yeniden değer tespiti ile bu bedelinde hükümden önce depo ettirilmesi gerekmektedir. Böylece fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi doğrultusunda, davacının hakkın kötüye kullanılması sonucu doğuracak davranışlarının da önüne geçilmiş olacaktır. Bu yön gözetilmeden geçit bedeli, karar gününden üç yıl önceki keşifte belirlenen değer üzerinden takdir edilmiştir.
4- Geçit hakkının taşınmaz yararına kurulduğu, bedelin bütün maliklere ödenmesi gerektiği gözetilmeden, fiili paylaşım durumuna göre geçit kurulan paydaş yararına geçit bedeli ödenmesine karar verilmiştir.
Açıklanan hususlar doğru görülmediğinden hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Sonuç. Yukarda yazılı sebeplerle temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istem halinde yatırana geri verilmesine 04.04.2003 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy