(4721 S. K. m. 683) (818 S. K. m. 213)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 28.12.1999 gününde verilen dilekçe ile kişisel hakka dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 21.1.2003 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, noter tasdikli 3.6.1965 tarihli satış vaadi sözleşmesi ile Z, H, N , N ve K'dan 61, 75, 22, 27, 33 ve 56 parsel sayılı taşınmazları satın aldığını, taşınmazları kullanırken 1973/352-1978/139 sayılı dosya ile aleyhine elatmanın önlenmesi davası açıldığını, davayı açan Z , N ve H ile anılan davada sulh anlaşması yaptıklarını ve anlaşma uyarınca 22 ve 56 parsel sayılı taşınmazların kendisine verildiğini, ancak, sulh anlaşması ile kendisine bırakılan taşınmazı kullanımı nedeniyle aleyhine yeniden elatmanın önlenmesi davası açıldığını ve mahkemece de elatmanın önlenmesine karar verildiğini ileri sürerek, sözleşme ve sulh anlaşması uyarınca, 56 parsel sayılı taşınmazın adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Davacılar, 10 yıl içinde dava açılmadığını belirterek sözleşmeye dayalı davanın zamanaşımı nedeniyle reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, satış vaadi sözleşmesinin usulünce düzenlenmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
Dava, sulh anlaşmasına dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Davacı, satış vaadi sözleşmesi ile aldığı 6 parça taşınmazı kullanımı nedeniyle aleyhine açılan elatmanın önlenmesi davasında, 22 ve 56 parsel sayılı taşınmazların kendisine bırakıldığı gerekçesiyle tapu iptali ve tescil isteğinde bulunmuştur.
Bir davada olayları anlatmak tarafların, hukuki nitelemeyi yapmak ise mahkemenin görevidir. Dava dilekçesinde ileri sürülen vakıalar değerlendirildiğinde, davanın sulh anlaşması uyarınca kendisine bırakılan 56 parsel sayılı taşınmazın tapusunun iptali ile adına tescilini istemektedir. Yine Sulh anlaşmasına konu 22 parsel sayılı taşınmaz için de aynı mahkemede derdest 2002/403 Esas sayılı davayı açmıştır. Davacının sulh anlaşması öncesi de noter tasdikli satış vaadi sözleşmesi ile 6 parça taşınmazı satın aldığı, usulünce noterde resen düzenlenmeyen bu sözleşmenin geçersiz olduğu kuşkusuzdur. Ancak, anılan sözleşme 1973/352-1978/139 sayılı davada yapılan sulh anlaşması ile yeni bir boyut kazanmış ve tarafları arasındaki hükmünü yitirmiştir. Bu durumda, dayanılan vakıalara göre davanın sulh anlaşmasına dayalı olarak açıldığının kabulü gerekir.
Mahkemece, davanın açıklanan niteliği ile değerlendirilerek, aynı anlaşmaya konu 22 parsel sayılı taşınmaza ilişkin davanın eldeki dava ile birleştirilmesi hususu da değerlendirilerek sonuca gidilmesi gerekirken, sulh anlaşmasından sonra artık, hükmünü yitiren satış sözleşmesinin geçersizliği gerekçesiyle davanın reddi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, temyiz itirazlarının kabulü ile usul ve yasaya aykırı hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatıranlara iadesine, 27.6.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy