(743 S. K. m. 671) (4721 S. K. m. 693/3, 747) (1086 S. K. m. 91, 237)
Dava: Davacı tarafından, davalı aleyhine 12.11.2002 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı kurulması istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 11.3.2003 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, 288 parsel sayılı taşınmazının genel yola bağlantısının bulunmadığını ileri sürerek, davalıya ait 285 parsel sayılı taşınmaz üzerinden geçit hakkı kurulması isteğinde bulunmuştur.
Bir kısım davalılar, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacı tarafından aynı konuda açılan ve feragat nedeniyle red edilen davanın eldeki dava açısından kesin hüküm oluşturduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
Dava, açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 743 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 671. maddesi uyarınca geçit hakkı kurulması isteğine ilişkindir.
Geçit hakkı davalarını, genel yola bağlantısı bulunmayan ( geçit yoksunluğu-mutlak geçit ihtiyacı ), ya da yolu bulunmasına rağmen bu yol ihtiyacını karşılamayan ( geçit yetersizliği-nispi geçit ihtiyacı ) taşınmaz maliki açabilir.
Geçit ihtiyacı olan kişi, davasını öncelikle evvelki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun taşınmaz malikine karşı, böyle bir uygunluk yok ise, davanın taşınmazından geçit verilmesinden en az zarar görecek kişiye karşı yöneltilmesi gerekir.
Geçit hakkı verilmesi isteğine ilişkin davalarda, bu hak taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından, leh ve aleyhine geçit istenen taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur. Ancak 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 693/3.maddesiyle
"paydaşlardan herbiri, bölünmeyen ortak menfaatlerin korunmasını diğer paydaşları temsilen sağlayabilir." Hükmünü getirmiş olup aynı Yasanın zorunlu geçit hakkını düzenleyen 747.maddesinin gerekçesinin son fıkrasında da; "maddenin 1. fıkrasında kullanılan malik deyimi paylı mülkiyetteki pay sahiplerini de içerecek genişliktedir. Paylı mülkiyette paydaşlardan birinin zorunlu geçit isteminde bulunması, diğer paydaşların yararına ve paylı mülkiyetin kullanılabilirliğini artıran bir tasarruftur. Bu nedenle bu koşullarda paylı mülkiyette, paydaşlardan herbiri de bu hükümden yararlanabilecektir." Şeklinde kabul edilmiş olduğundan yararına geçit istenilen taşınmazın paylı olması halinde paydaşlardan birinin dava açmış olması yeterli kabul edilmelidir.
Mahkemece, geçit saptanırken taraf yararlarının gözetilmesi gerekeceği ilkesi de davanın bir diğer belirleyici unsurudur. Ülkemizde arazi düzenlemesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın doğrudan yol ihtiyacının karşılanmamış bulunması geçit davalarının kaynağını oluşturmaktadır. Geçit hakkı, taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte özünü komşuluk hukukundan almaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri de esas alınmalıdır. Geçit ihtiyacının nedeni, taşınmazın niteliği ile ihtiyacın nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı, davacının subjektif arzularına göre değil objektif esaslara göre belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi gözetilmelidir.
Saptanan geçit nedeniyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel de yine objektif kriterlere, taşınmazın niteliğine göre seçilecek bilirkişiler aracılığı ile saptanmalıdır. Saptanan bu bedel, hükümden önce depo ettirilmelidir.
Somut olayda;
Davacıya ait 288 parsel numaralı taşınmazın geçit gereksiniminin bulunduğu açıktır. Daha önce de aynı konuda, 1997/97-173 sayılı dava açılmış ve tarafların anlaştıklarını beyan etmeleri ve davacının da bu nedenle davadan feragatı sonucu davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, davalının taşınmazından davacıyı geçirmemesi nedeniyle yeniden dava açıldığı anlaşılmıştır.
Öncelikle, HUMK 237. Maddesinde düzenlenen kesin hükümden ne anlamak gerektiğine kısaca değinilmelidir. Şekli anlamda kesinleşmeyi zorunlu kılan, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin yeniden dava konusu yapılmaması amacı güden maddi anlamda kesin hüküm HUMK.nun 237 maddesinde düzenlenmiştir.
Anılan maddeye göre kesin hükmün oluşabilmesi için
1-Dava konusunun, diğer bir anlatımla dava ile elde edilmek istenen sonucun aynı olması
2-Dava sebebinin, yani davanın dayanağı olan vakıaların aynı olması,
3-Ve davanın taraflarının aynı olması gereklidir.
Davacının feragat ettiği ve mahkemenin kesin hükme esas aldığı dava yukarıda açıklanan kesin hükmün tüm koşullarını taşımaktadır. Ancak ilam tebliğe çıkartılarak kesinleştirilmemiştir.
HUMK'nun 91 ve devamı maddelerinde düzenlenen feragat hükümleri uyarınca, davadan feragat anında, kesin hüküm sonuçlarını doğuracağı, davanın derdestliğinin sona ereceği bir anlatımla şekli anlamda kesinleşmemiş olmasının dahi sonuca etkili olmayacağı doktrin ve uygulamada ( HGK 4.3.1973 tarihli 7/618-277 ) kabul edilmektedir.
743 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 671. Maddesine göre de , geçit hakkı istemi, geçit verilmesinden en az zarar görecek taşınmaz malikine yöneltilmelidir. Yukarıda da irdelendiği gibi, komşuluk hukuku ve fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesinin egemen olması nedeniyle uygun güzergahın mahkemece saptanacağı da göz önüne alındığında , bu davalarda "taraflarca tasarruf ilkesi" tam olarak uygulanmayacağı açıktır. Bu nedenle, geçit hakkı isteğine ilişkin davalarda, uygun yeri davacının istemi belirleyemeyeceğinden, davacının feragat beyanı HUMK'nun 91. maddesinde belirtildiği şekilde kesin hükmün sonuçlarını doğurmaz. Bir başka deyişle aleyhine geçit hakkı kurulması yasal olarak en uygun taşınmaz hakkında açılan davadan, davacı feragat etmiş olsa dahi bu taşınmaz aleyhine yeniden geçit hakkı kurulması istemiyle dava açılması mümkündür.
Mahkemece, açıklanan nedenlerle işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken, kesin hükmün varlığı nedeniyle davanın reddi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle; temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının yatırana geri verilmesine 2.5.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy