(818 S. K. m. 1, 18)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 26.07.2001 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın reddine dair verilen 05.11.2002 günlü hükmün Yargıtay'ca, duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 03.06.2003 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı N.Ç. ve vekili Av. N.Y. geldi, karşı taraftan gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava; satış vaadi sözleşmesine dayalı cebri tescil isteğine ilişkindir.
Mahkeme; sunulan protokolden satış vaadi sözleşmesinin teminat amacı ile düzenlendiğinin, gerçek bir satış vaadi sözleşmesi olmadığının anlaşıldığını belirterek davanın reddine karar vermiş, hükmü; davacı vekili temyiz etmiştir.
Akdi bir ilişkinin meydana gelebilmesi için; iki tarafın karşılıklı ve birbirine uygun surette iradelerini beyan etmeleri gerekir. (Borçlar Kanunun m. l) irade açıklamasında bulunan tarafla, bu açıklamanın kendisine yapıldığı kişi, irade açıklamasının sonuç doğurmaması konusunda anlaşmışlar, yalnız gerçek bir hukuki işlem bulunduğu görünüşünü yaratmayı istemişlerse, muvazaadan söz edilir. Taraflar ister yalnız bir görünüş yaratmayı arzu etsinler, isterse görünüşteki işlemin altında ikinci bir işlem yapmayı arzu etsinler, görünüşteki (zahiri) işlem tarafların gerçek iradelerine uygun olmadığından, ilke olarak herhangi bir sonuç doğurmaz. Görünüşteki işlemin altına saklanan ve tarafların birlikte gerçekleştirmek istedikleri işlem (gizli sözleşme) kural olarak geçerlidir. (Borçlar Kanunun 18), Bu kural uyarınca; gerçekte karz akdi amaçlanıp da görünürde muvazaa suretiyle satış vaadi sözleşmesi şeklinde düzenlenen sözleşmelerde, tarafların gerçek iradelerine uygun olmayan görünürdeki satış vaadi sözleşmesi hükümsüzdür. Böyle bir satış vaadi sözleşmesine tutunarak tescil istenemez. Yine Borçlar Kanunu'nun 18/2'nci maddesi hükmüne göre; kural olarak sözleşmenin tarafları, muvazaa iddialarını tanıkla ispat edemezler.
Uyuşmazlığa konu olay bu ilkeler açısından değerlendirildiğinde; davalı yanın satış vaadi sözleşmesine karşı sunmuş olduğu protokol satış vaadi sözleşmesinin karz akdinin teminatı olarak düzenlendiğini kanıtlamaktan uzaktır. Aksine; satış vaadi sözleşmesinin, ifa edilmeyen bir başka borcun yerine düzenlendiği, ikame amacıyla düzenlendiği, anlaşılmaktadır. Bu bakımdan, yazılı gerekçeyle davanın reddi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle; temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde iadesine, 275.000.000 Lira duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 03.06.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy