(743 S. K. m. 671, 672) (4721 S. K. m. 747, 748)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 25.4.2002 ve 22.7.2002 gününde verilen dilekçeler ile geçit hakkı kurulması ve müdahalenin meni, karşı dava ile de müdahalenin meni istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; asıl davanın ve karşı davanın kabulüne dair verilen 24.12.2002 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı (davacı) Mürvet Çuvaş vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar, 392 parsel sayılı taşınmazlarının genel yola bağlantısının bulunmadığını belirterek davalılara ait 393 ve 402 parsel sayılı taşınmazlar üzerinden geçit hakkı kurulması ve davalıların elatmalarının önlenmesine karar verilmesini istemişlerdir.
Davalılar davanın reddini savunmuş, davalı 393 parsel maliki Mürvet Çuvaş karşı davasında dava konusu taşınmazına davacının müdahale ettiğini ileri sürerek elatmanın önlenmesini istemiştir.
Mahkemece, asıl dava ile karşı davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü, 393 parsel maliki davalı (karşı davacı) Mürvet Çuvaş vekili temyiz etmiştir.
Dava, açıldığı tarihte yürürlükte bulunan Türk Medeni Kanunu'nun 747 inci maddesi uyarınca geçit hakkı kurulması isteğine ilişkindir.
Geçit hakkı davalarını, genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunmasına rağmen mevcut bu yolu gereksinimin karşılamayan taşınmaz maliki açabilir.
Bunlardan ilkine mutlak geçit ihtiyacı veya geçit yoksunluğu, ikincisine nisbi geçit ihtiyacı veya geçit yetersizliği denilebilir.
Geçit ihtiyacı olan kişi, davasını öncelikle taşınmazların önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun taşınmaz malikine karşı ve daha sonra bundan en az zarar görecek olana yöneltilmesi gerekir.
Geçit hakkı verilmesi isteğine ilişkin davalarda, bu hak taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından, leh ve aleyhine geçit istenen taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur. Ancak, yararına geçit istenen taşınmazın müşterek mülkiyete konu olması halinde, paydaşlardan bir ya da bir kaçı dava açabilir.
Ülkemizde arazi düzenlemesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın doğrudan yol ihtiyacının karşılanmamış bulunması, geçit davalarının kaynağını oluşturmaktadır. Mahkemece uygun geçit yeri saptanırken öncelikle taraf yararlarının gözetilmesi ilkesi göz önünde tutulmalıdır. Geçit hakkı, taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, bir anlamda özünü komşuluk hukukundan almaktadır denilebilir. Bunun doğal sonucu olarak da yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri de esas alınmalıdır.
Geçit gereksiniminin nedeni, taşınmazın niteliği ile bu gereksinimin nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı, davacının subjektif arzularına göre değil objektif esaslara göre belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakarlığın denkleştirilmesi prensibi de gözetilmelidir.
Bu nedenlerle de bir taşınmaz için 2,5-3 metre genişliğindeki bir yolun yeterli olacağı kabul edilmelidir.
Davacı yararına tesis edilen geçidin, genel yola kesintisiz ulaşması sağlanmalıdır.
Saptanan geçit nedeniyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel de yine objektif kriterlere, taşınmazın niteliğine göre atanacak bilirkişiler aracılığı ile saptanmalıdır. Saptanan bu bedel, hükümden önce depo ettirilmeli, böylece geçit bedelinin geç ödenmesinden doğabilecek sakıncalara meydan verilmemelidir. Aksinin kabulü, maddenin amacı ile de çelişir.
Kurulan geçit hakkının Medeni Kanun'un 672. maddesi uyarınca tapu siciline kaydı da gereklidir.
Davanın niteliği gereği, yargılama giderleri de davacı üzerinde bırakılmalıdır.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında; davacılara ait 392 parsel sayılı taşınmazın genel yola bağlantısının bulunmadığı sabittir ve ulaşım için uygun güzergah da açıklanan hususlar doğrultusunda saptanmıştır. Bu nedenle davalı Mürvet Çuvaş vekilinin sair temyiz itirazları yerinde değildir.
Ancak; geçit bedelinin hükümden önce mahkeme veznesine depo edilmesi gerekirken bu hususun yerine getirilmemesi ve yine; davanın niteliği gereği yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılması gerektiği halde vekalet ücreti, harç ve yargılama giderinin davalı tarafa yükletilmesi usul ve yasaya aykırı olduğu gibi davalı (karşı davacı) Mürvet Çuvaş tarafından yapılan ve davacı (karşı davalı) dan tahsiline karar verilen yargılama gideri hesabında 30.10.2002 tarih ve 749851 sayılı makbuzla ödenen 70 milyon TL. taşıt aracı ücretinin dikkate alınmaması da usul ve yasaya aykırıdır.
Diğer yandan, yasası gereği ücretin tahsili safhasında ilgili kişi ya da kurumun KDV hesaplaması yapıp birlikte tahsili için görevli kılındığı açık iken, bu yönde uyarı nitelikli bir hükme gerek olmadığı halde hükmedilen vekalet ücretine ayrıca KDV uygulaması doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı Mürvet Çuvaş vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 16.06.2003 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy