(743 S. K. m. 671, 672)
Dava: Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 13.3.1998 ve 30.10.2000 gününde verilen dilekçeler ile geçit hakkı tesisi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne, davalılar hazine ve Musa hakkındaki davanın reddine dair verilen 1.10.2002 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hasan Ural vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, açıldığı tarihte yürürlükte bulunan Türk Medeni Kanunu'nun 671 inci maddesi uyarınca geçit hakkı kurulması isteğine ilişkindir.
Geçit hakkı davalarını, genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunmasına rağmen mevcut bu yolu gereksinimin karşılamayan taşınmaz maliki açabilir.
Bunlardan ilkine mutlak geçit ihtiyacı veya geçit yoksunluğu, ikincisine nisbi geçit ihtiyacı veya geçit yetersizliği denilebilir.
Geçit ihtiyacı olan kişi, davasını öncelikle taşınmazların önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun taşınmaz malikine karşı ve daha sonra bundan en az zarar görecek olana yöneltilmesi gerekir.
Geçit hakkı verilmesi isteğine ilişkin davalarda, bu hak taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından, leh ve aleyhine geçit istenen taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur. Ancak, yararına geçit istenen taşınmazın müşterek mülkiyete konu olması halinde, paydaşlardan bir ya da bir kaçı dava açabilir.
Ülkemizde arazi düzenlemesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın doğrudan yol ihtiyacının karşılanmamış bulunması, geçit davalarının kaynağını oluşturmaktadır. Mahkemece uygun geçit yeri saptanırken öncelikle taraf yararlarının gözetilmesi ilkesi göz önünde tutulmalıdır. Geçit hakkı, taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, bir anlamda özünü komşuluk hukukundan almaktadır denilebilir. Bunun doğal sonucu olarak da yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri de esas alınmalıdır.
Geçit gereksiniminin nedeni, taşınmazın niteliği ile bu gereksinimin nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı, davacının sübjektif arzularına göre değil objektif esaslara göre belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakarlığın denkleştirilmesi prensibi de gözetilmelidir.
Bu nedenlerle de bir taşınmaz için 2,5-3 metre genişliğindeki bir yolun yeterli olacağı kabul edilmelidir.
Davacı yararına tesis edilen geçidin, genel yola kesintisiz ulaşması sağlanmalıdır.
Saptanan geçit nedeniyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel de yine objektif kriterlere, taşınmazın niteliğine göre atanacak bilirkişiler aracılığı ile saptanmalıdır. Saptanan bu bedel, hükümden önce depo ettirilmeli, böylece geçit bedelinin geç ödenmesinden doğabilecek sakıncalara meydan verilmemelidir. Aksinin kabulü, maddenin amacı ile de çelişir.
Kurulan geçit hakkının Medeni Kanunun 672. maddesi uyarınca Tapu Siciline kaydı da gereklidir.
Davanın niteliği gereği, yargılama giderleri de davacı üzerinde bırakılmalıdır.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında;
Davacılar, maliki bulundukları 25 ve 26 parsel sayılı taşınmazların genel yola bağlantısı olmadığını belirterek, davalılara ait 27, 28 ve 30 parsel sayılı taşınmazların uygun yerinden geçit hakkı kurulmasını istemişlerdir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş, hükmü davalı Hasan Ural vekili temyize getirmiştir.
Davacılara ait 25 ve 26 parsel sayılı taşınmazların geçit gereksiniminin bulunduğu açıktır. Mahkemece, davacı Durali Arı'ya ait 25 parsel sayılı taşınmaz lehine 26 ve 30 sayılı parsellerden, 26 parsel lehine de 30 sayılı parselden geçit hakkı kurulmasına karar verilmiş ise de, kurulan hüküm yasaya uygun değildir. Şöyle ki;
Aleyhine geçit kurulması istenen davalı Hazineye ait 27 parsel sayılı taşınmaz özel mülk olup, kamu hizmetine tahsislide değildir. Hazineye ait özel mülk olan taşınmazlardan geçit kurulması da olanaklıdır. Mahkeme, 25 ve 26 parsel sayılı taşınmazlar lehine, 27 ve 28 parsellerden geçit kurulması ihtimalini yeterince araştırmamış ve diğer alternatiflerle karşılaştırmasını yapmamıştır.
Öte yandan, aleyhine geçit kurulan 30 parsel sayılı taşınmaz malikinin yaptığı yargılama giderlerinin üzerinde bırakılması da yukarıda açıklanan ilkelere uygun değildir.
Eksik inceleme sonucu, yazılı şekilde verilen karar usul ve yasaya aykırı olup, hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 19.09.2003 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy