(2644 S. K. m. 31)
Dava: Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 16.3.1999 gününde verilen dilekçe ile yüzölçümü düzeltilmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 5.11.2002 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi bir kısım davalılar tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, müşterek paydaşı olduğu Şubat 1958 tarih ve 201, 202 ve 203 numaralı tapu kayıtlarının miktarının zeminde kullanılan miktardan az olduğunu belirterek zeminin ölçülerek yüzölçümünün düzeltilmesini istemiştir.
Mahkemece yapılan inceleme sonucunda Nisan 1328 tarih 163 numaralı tapu kaydının yüzölçümü hanesinin iptali ile 8615.30 metrekare olarak ve yine 1325 tarih 109 numaralı tapu kaydının da yüzölçümü hanesinin iptali ile 2809.44 metrekare olarak düzeltilmesine karar verilmiştir.
Hükmü bir kısım davalılar temyize getirmişlerdir.
Dava, 5520 Sayılı Kanunla değişik Tapu Kanununun 31. maddesi uyarınca, tapu kaydındaki yüzölçümü miktarının düzeltilmesi isteğine ilişkindir. Anılan maddeye göre, taşınmaz malların yüzölçümü tapu sicilinde yazılı miktardan fazla olduğu hallerde bu fazlalığın bitişik araziye el atmaktan ileri gelmediği ve sınırlarında bir değişiklik olmadığı mahkemece tespit edildiği takdirde, taşınmazın gerçek yüzölçümünün tapu siciline yazılmasına karar verilir.
Bu tür davalarda;
1- Taşınmazın yüzölçümü miktarının daha önce açılan bir dava sonucu değiştirilmiş olmaması,
2- Taşınmaz tapu kaydının tüm geldileri ile birlikte getirtilmesi, diğer bir anlatımla ilk tesis tapusu esas tutularak, tedavülleri ile birlikte uygulanarak, taşınmazın sınırlarının saptanması,
3- Taşınmazın Medeni Kanunun 645. maddesi uyarınca fenni esaslara uygun olarak düzenlenen, gerçek duruma ters düşmeyen bir haritası mevcut olup olmadığının da araştırılması, geçerli bir harita varsa, tapunun kapsamına giren taşınmazın yüzölçümünün belirtilmesinde sınırlara değil haritaya itibar edilmesi,
4- Tapu kaydında okunan sınırların, değişken nitelikte olmaması, sınırların dağ, tepe gibi istikamet gösteren nitelikte olması halinde kayıtta yazılı miktara değer verilmesi,
5- Komşu taşınmazlara ilişkin, tapu veya vergi kaydının bulunması halinde bu kayıtlar da uygulanarak, dava konusu taşınmazı ne şekilde okuduğunun saptanması,
6- Komşu taşınmaz maliklerinin dinlenmesi, bunun için, taşınmaz maliklerine davanın niteliğini açıklayan ve yargılamaya katılmadıkları takdirde, davacı ile aralarında sınır çekişmesi olmadığını kabul ettiklerini belirtir şekilde açıklamalı davetiye çıkarılması gereklidir.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında;
Mahkemece yapılan inceleme ve araştırma hüküm vermeye yeterli görülmemiştir.
Mahallinde yerel bilirkişi, fen bilirkişisi, ziraat mühendisi ve jeoloji mühendisi ile yapılacak keşifte; öncelikle davacıdan dava konusu her üç tapunun sınırları zeminde ayrı ayrı göstermesi istenmeli ve gösterilen bu yerlerin krokisi fen bilirkişisine çizdirilmeli, komşu taşınmaz malikleri ve tarafların gösterecekleri tanıklar dinlenerek, her bir tapunun ilk tesisinden itibaren bugüne kadar kimler tarafından kullanıldığı saptanmalı, davacı ile müşterek malik olan kişilerin zeminde ayrı yer kullanıp kullanmadığı araştırılmalı, değişken ve genişletilebilir nitelikte olan yol, hark ve ırmak gibi sınırların değişip değişmediği incelenmelidir. Bu araştırmalar yapıldıktan sonra her üç tapunun kapsamı ayrı ayrı belirlenerek keşfi izlemeye uygun krokiye bağlanmalı ve son tapu kaydı üzerinden düzeltme kararı verilmelidir.
Sonuç: Yukarıda belirtilen genel ilkeler doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılmadan karar verilmiş olması yasaya aykırı görülmüş, hükmün bozulması gerekmiştir. Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, istek halinde temyiz harcının yatırana iadesine, 4.7.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy