(1086 S. K. m. 1, 8)
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 15.4.2002 gününde verilen dilekçe ile kişisel hakka dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 20.12.2002 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Dava, gayrimenkul satış vaadine dayalı cebri tescil istemine ilişkindir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun "...Mülkiyeti geçirim borcu doğuran sözleşmelere, özellikle satım sözleşmesine dayanarak açılan bir cebri tescil davasının, nedenini bu sözleşme teşkil ettiğinden, mahkemenin görevini de bu satım sözleşmesinde taraflarca saptanan satış bedeli belirleyecektir. Nitekim uygulamada bu güne değin alım satıma dayalı bu tür davalarda görevi taraflarca kararlaştırılan bedelin tayin edeceği ilkesi hemen hiç sapma göstermeden tatbik edilmiştir.
Türk Hukuk öğretisindeki baskın görüşe göre; gayrimenkul satış vaadi sözleşmeleri, bir tarafa veya iki tarafa o taşınmazın satış akdinin yapılmasını istemek hakkı sağlayan bir ön akittir ve eğer satış vaadi alacaklısı bu hakkını kullandığı halde satıcı taraf, satış sözleşmesini yapmaktan kaçınırsa bu hal alıcıya mahkemeye başvurarak cebri tescil isteme hakkı verir. Geçerliliğini koruyan bir satış vaadi sözleşmesine dayanılarak açılan cebri tescil davasında; taşınmazın bedeli, akit tarafların serbest iradeleri ile tayin ve tespit edilmiş durumdadır. Vaad borçlusu satıcı da kararlaştırılan bu bedel karşılığında mülkiyeti alıcıya geçirme yükümlülüğü altına girmiştir. Taraflar sözleşmenin belirlediği koşullarla bağlı olduklarından ve ancak bu koşullarla sözleşmenin yerine getirilmesini isteyebilecekleri cihetle görevi de, yukarıda açıklanan ilke uyarınca bir bedele göre saptamak gerekir. Bir başka anlatımla, tarafların sözleşme ile bağlı bulunduğu hallerde görevli mahkemenin belirlenmesi bakımından başka bir esas kabul edilemez. Davacıdan peşin harç alırken yargılama gideri ve avukatlık parası yükletilirken bir taraftan sözleşme ile kararlaştırılan bedeli esas almak bir taraftan da diğer davalarda olduğu gibi dava günündeki değeri aramak buna göre görevli mahkemeyi belirlemek ve sonunda tarafları yine sözleşme koşulları ile bağlı tutmak, birbiri ile bağdaşan değerlendirmeler olarak kabul edilemez. Şüphesiz dava olunanın, miktar ve değerinde tarafların anlaşamamaları halinde değerin araştırılması ve görevli mahkemenin buna göre saptanması mümkündür. Yoksa dosyadaki sözleşmede tarafları bağlayan miktar ya da değer varsa artık mahkemece ayrıca değer araştırılmasına ve görevi belirlemeye gerek yoktur." Diyen 14.2.1996 gün ve 1995/14-963 E, 1996/69 K. sayılı kararında da vurgulanıp kabul edildiği üzere; satış vaadi sözleşmelerine dayanılarak açılan tescil davalarında görevin sözleşmede tarafların serbest iradeleri ile belirledikleri bedele göre tayin edilmesi gerekir.
Eldeki davaya konu gayrimenkul satış vaadi sözleşmesindeki bedel 40.000.000 lira olup 400.000.000 TL.dan az olduğundan davaya Sulh Hukuk Mahkemesinde bakılması gerekir. Satış vaadi sözleşmesine dayalı tescil istendiği ve dayanak sözleşmede tarafların serbest iradeleri ile kararlaştırdıkları bedele göre davaya bakmanın Asliye Hukuk Mahkemesinin görevinde olmadığı gözetilmeden işin esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda yazılı nedenlerle yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulüne usul ve yasaya aykırı hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususların incelenmesine yer olmadığına, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 9.6.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy