(4721 S. K. m. 651)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 9.9.1999 gününde verilen dilekçe ile Medeni Kanunun 651. maddesine göre tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 17.12.2002 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Yasal ayrıcalıklar dışında, Medeni Kanunun 618 ve 644/2. maddelerine göre, arazinin mülkiyeti ve buna bağlı olan tasarruf hakkı o arazide kalıcı olmak koşuluyla yapılan şeyleri de kapsar. Bunun ayrıcalıklarından birisi de Medeni Kanunun 651. maddesinde bu kuralın istisnalarından birisi düzenlenmiş olup, madde hükmü;
"Yanındaki arsaya tecavüz etmiş olan inşaat ve imalat bunları yapan kimsenin o arsa üzerinde ayni bir hakkı varsa, bunlar o kimsenin arsasının mütemmim cüz'ü olur ve tecavüz eden kısmı irtifak hakkı olmak üzere tapu siciline kaydedilir. Bundan Mutazarrır olan arsa sahibi muttali olduğu tarihten itibaren on beş gün içinde itiraz etmemiş ise inşaat hüsnüniyetle yapıldığı ve icabi hal müsait bulunduğu taktirde inşaatı yapan kimse muhik bir tazminat mukabilinde tecavüz ettiği mahal üzerinde kendisine ayni bir hak verilmesini veya o mahal mülkiyetinin kendisine aidiyetinin tanınmasını isteyebilir." şeklindedir.
Böylece, muhdesat arasındaki bağlantı kesilmiş ve aşağıdaki koşulların oluşması halinde ise, bina sahibine ayrılmaz parça niteliğindeki taşkın yapı için üzerinde bulunduğu taşınmaza malik olabilme olanağı tanınmıştır.
Bunun için:
1- Tapuya kayıtlı özel mülkiyete konu bir taşınmaz üzerinde, temelli kalması amacıyla yapılan binanın ayrılmaz parçasının yine tapuda kayıtlı üçüncü kişiye ait taşınmaza taşkın yapılmış olmalıdır.
2- Anılan maddede bina sahibine tanınan bu hak, kişisel hak niteliğinde olup, bina sahibi ve onun külli halefleri tarafından, inşaat yapılırken taşınmazın maliki kim ise ona ya da onun külli haleflerine karşı ileri sürülebilir.
3- Bu inşaatı kendi malzemesi ile yapan kişinin, inşaatın başlangıcından bitimine kadar iyi niyetli olması, diğer bir anlatımla zeminin kendisine ait olduğu, ya da 5.7.1944 tarihli 12/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği gibi mülkiyetin ileride kendisine geçirileceği inancıyla hareket etmesi gereklidir. ( subjektif koşul )
4- Yapının, dava tarihine göre hesaplanacak değeri, zemin değerinden, açıkça daha fazla olmalıdır. ( objektif koşul )
5- Taşkın yapının bulunduğu arazi parçası ana taşınmazdan ifrazının mümkün olması gereklidir.
6- İptale veya irtifak hakkına konu olacak zemin bedelinin arsa sahibine ödenmesine karar verilmeli, önceden ödenmiş bedel var ise bu miktar, ödenecek bedelden mahsup edilmelidir.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında;
Davacı 1994 yılında henüz tapu oluşmadan nizalı yeri haricen satın aldığını ve evini yaptığını, daha sonra 6831 sayılı yasanın 2/b maddesi uyarınca orman sınırları dışına çıkarılan ve zilyetlerine satışı yapılarak tapu oluşturulan 10 sayılı parseldeki evine 2.katı çıkmak için ruhsat alırken davalı yerine tecavüzlü olduğunu öğrendiğini ve taşkın kısmın binaya zarar vermeden kaldırılmasının mümkün olmadığını belirterek muhik tazminat karşılığında tapunun iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davacının binayı yaparken arsanın tamamını kullandığını, taşkınlık nedeniyle kendisinin ikazda bulunduğunu, tecavüzün 2.kattaki çıkmalar yapılırken oluştuğunu o zaman kadastrol çapın belirlendiğini iyiniyetin olmadığını ve davanın reddini savunmuştur.
Mahkeme, davanın kabulüne karar vermiş, hükmü davalı vekili temyize getirmiştir.
Medeni Kanunun 651. maddesine göre, tescil istenebilmesi için, tapuya kayıtlı özel mülkiyete konu bir taşınmaz üzerinde temelli kalması amacıyla yapılan binanın ayrılmaz bir parçasının yine tapuda kayıtlı 3.kişiye ait bir taşınmaza taşkın yapılmış olması, bu inşaatı kendi malzemesi ile yapan kişinin inşaatın başlangıcından bitimine kadar iyi niyetli olması diğer bir anlatımla zeminin kendisine ait olduğu inancıyla hareket etmesi gerekir. Ayrıca, objektif koşulunda bulunması şarttır.
Dava konusu taşınmazlar, 6831 sayılı yasanın 2/B maddesine göre orman sınırları dışına çıkartılan yerlerden olup 2924 sayılı Yasanın 3763 ve 4127 sayılı yasalarla değişik 11. maddesine göre hak sahiplerine satılması sonucu 6.4.1999 tarihinde tapuya tescil edilmiştir. Davacının dayandığı 1994 tarihli harici satış senedinin düzenlendiği tarihte henüz tapu oluşmadığı gibi, orman sınırları dışına da çıkartılmamıştır. Ayrıca davalı taşınmazına tecavüzlü olan kısım zemin katta olmayıp üst katta konsol ve balkon için çıkma yapılan yer olup, bir kısmı ise bahçe olarak kullanılan yerdedir. Hükme dayanak yapılan rapora göre taşkın kısmın değeri zemin değerinden azdır. Ayrıca, belediyenin cevabına göre nizalı kısmın ifrazının mümkün olduğu açıkça belirtilmemiş, dava konusu miktarın davacı taşınmazına eklenerek sınır düzeltmesi yapılabileceği açıklanmıştır. Bu durumda ifraz koşulunun gerçekleştiğinden söz edilemez. Davacı yönünden tescil için gerekli objektif ve subjektif koşullar gerçekleşmediğinden davanın reddine karar vermek gerekirken yazılı şekilde kabul kararı verilmesi doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda yazılı nedenlerle, davalı vekilinin yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulüne, usul ve yasaya aykırı hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 13.10.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy