(4721 S. K. m. 716)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 2.7.2002 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve yol olarak terkin istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 13.11.2002 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı temsilcisi tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, maliki olduğu 127 parsel sayılı taşınmazına gidip gelmek için kullandığı kadim yolunun davalı adına tescil edilen 130 parsel sayılı taşınmaz içinde bırakıldığını belirterek tapunun iptali ile özel yolu olarak tapuya kaydedilmesini istemiştir.
Davalı ise; nizalı yerin devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğunu ve davacının bu yerin kazanımını sağlayacak belgesi de bulunmadığını savunmuştur.
Mahkeme davanın kabulüne karar vermiş, hükmü davalı temsilcisi temyize getirmiştir.
Davacının paftada gösterilemeyen ve kadim olduğun iddia ettiği yolun, nereden gelip nereye gittiği, sadece davacının kullanılmasına terk edilip edilmediği hususu bu konuyla ilgili belgeler uygulanarak ve özellikle kadimlik iddiası hususunda yansız ve yaşları itibariyle inandırıcı ve doğru bilgi verecek durumda bulunan yerel bilirkişi ve tanıklar dinlenerek saptanması gerekir.
Dava konusu 130 ve davacıya ait 127 parsel sayılı taşınmazlar kadastro çalışmaları sonucu senetsizden tapuya tescil edilmişlerdir. 130 sayılı parselin kadimden beri devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunduğu belirtilerek ham toprak niteliği ile davalı Hazine adına tespiti yapılmış, davacı Mustafa Balcı'da kadastro tutanağını bilirkişi olarak imzalamıştır. Davacının 11.10.1994 tarihinde yapılan ve bilirkişi olarak imzaladığı bur tutanakta nizalı parselde kadim yolu olduğu hususunda bir itirazı da yoktur. Mahallinde yapılan keşifte aynı mahalleden tanık ve yerel bilirkişiler dinlenmiş olup, bunların bir kısmı 1940 ve 1960 doğumludur. Mahalli bilirkişi ve tanıklar nizalı yolun kadim olduğunu soyut bir şekilde ifade etmişler ve bu yolu davacı ile 129 parsel sayılı taşınmaz malikinin kullandığını belirtmişlerdir. Paftaya göre davacının iddia ettiği yol ile kendi taşınmazı arasında 129 sayılı parsel bulunmasına ve yolun bu taşınmazdan devam ettiği bildirilmesine rağmen, paftada 129 sayılı parsel içinde geçen ve nizalı kısım ile davacı parseli arasında bağlantıyı sağlayacak bir yol yoktur. Ayrıca bilirkişi raporunda ve alınan beyanlarda yolun uzunluğu ve genişliği ile ilgili bir açıklama da bulunmamaktadır. Nizalı kısmın yol olup olmadığı hususunda toprak ve zemin durumu itibariyle uzman bilirkişi tarafından da bir inceleme yapılmamış fen bilirkişisinin beyanı ile yetinilmiştir. Dosyadaki mevcut duruma göre, mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli değildir.
Bu nedenle yöreye ait hava fotoğrafları ve memleket haritaları getirtilerek mahalline uygulanmalı yöreyi iyi bilen yansız yaşlı yerel bilirkişiler, tanıklar ve tespit bilirkişileri dinlenerek, yolun nereden nereye gittiği ne şekilde kullanıldığı, ebatları, kadim olup olmadığı hususlarında, davacının 130 parsel sayılı taşınmazın kadastro tutanağındaki beyanı ve imzası da okunarak bu konularda ayrıntılı bilgileri sorularak tutanağa geçirilmeli ve yine iddia konusunda uzman Ziraat ve fen bilirkişilerine keşifte belirlenen olguları tam olarak yansıtan rapor ve kroki düzenlettirilmelidir. Açıklanan biçimde incelemeler yapılıp toplanan tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi sonucu oluşacak kanaate göre bir karar verilmesi gerekirken eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda yazılı nedenlerle, davalının temyiz itirazlarının kabulüne usul ve yasaya aykırı hükmün BOZULMASINA, 16.6.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy