(4721 S. K. m. 748)
Dava: Davacı tarafından, davalılar aleyhine 26.3.2003 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı kurulması istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 17.4.2003 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, açıldığı tarihte yürürlükte bulunan Türk Medeni Kanunu'nun 747 inci maddesi uyarınca geçit hakkı kurulması isteğine ilişkindir.
Geçit hakkı davalarını, genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunmasına rağmen mevcut bu yolu gereksinimin karşılamayan taşınmaz maliki açabilir.
Bunlardan ilkine mutlak geçit ihtiyacı veya geçit yoksunluğu, ikincisine nisbi geçit ihtiyacı veya geçit yetersizliği denilebilir.
Geçit ihtiyacı olan kişi, davasını öncelikle taşınmazların önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun taşınmaz malikine karşı ve daha sonra bundan en az zarar görecek olana yöneltilmesi gerekir.
Geçit hakkı verilmesi isteğine ilişkin davalarda, bu hak taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından, leh ve aleyhine geçit istenen taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur. Ancak, yararına geçit istenen taşınmazın müşterek mülkiyete konu olması halinde, paydaşlardan bir ya da bir kaçı dava açabilir.
Ülkemizde arazi düzenlemesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın doğrudan yol ihtiyacının karşılanmamış bulunması, geçit davalarının kaynağını oluşturmaktadır. Mahkemece uygun geçit yeri saptanırken öncelikle taraf yararlarının gözetilmesi ilkesi gözönünde tutulmalıdır. Geçit hakkı, taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, bir anlamda özünü komşuluk hukukundan almaktadır denilebilir. Bunun doğal sonucu olarak da yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri de esas alınmalıdır.
Geçit gereksiniminin nedeni, taşınmazın niteliği ile bu gereksinimin nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı, davacının subjektif arzularına göre değil objektif esaslara göre belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakarlığın denkleştirilmesi prensibi de gözetilmelidir.
Bu nedenlerle de bir taşınmaz için 2,5-3 metre genişliğindeki bir yolun yeterli olacağı kabul edilmelidir.
Davacı yararına tesis edilen geçidin, genel yola kesintisiz ulaşması sağlanmalıdır.
Saptanan geçit nedeniyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel de yine objektif kriterlere, taşınmazın niteliğine göre atanacak bilirkişiler aracılığı ile saptanmalıdır. Saptanan bu bedel, hükümden önce depo ettirilmeli, böylece geçit bedelinin geç ödenmesinden doğabilecek sakıncalara meydan verilmemelidir. Aksinin kabulü, maddenin amacı ile de çelişir.
Kurulan geçit hakkının Medeni Kanunun 748/3. maddesi uyarınca Tapu Siciline kaydı da gereklidir.
Davanın niteliği gereği, yargılama giderleri de davacı üzerinde bırakılmalıdır.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında;
Davacı, adına kayıtlı 117 ada 1 parsel sayılı taşınmazın genel yola bağlantısının bulunmadığını belirterek, davalılara ait aynı ada 8, 9, 11 ve 12 parseller üzerinden geçit kurulmasını istemiştir.
Davalı hazine vekili ile Fehmi Yeşilbaş davanın reddini savunmuş, diğer davalılar cevap vermemişlerdir.
Mahkemece, davacının genel yola çıkmak için yeterli yeri olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Öncelikle yapılan inceleme ve araştırma hüküm kurmaya yeterli değildir. Şöyle ki;
10.4.2003 tarihinde yapılan keşifte yerel bilirkişi taşınmazların dönümünün 2,5 milyar TL. olduğunu, buna göre de metrekaresinin 250.000 TL. olduğunu söylemiştir. Bu beyanda çelişki vardır. Zira, dönümü 2,5 milyar TL. olursa, metrekaresi 2,5 milyon TL. eder. Şu durumda istenen geçit yeri toplam 897.40 metrekare olup, bilirkişi metrekaresini 250.000 TL.den hesaplayarak 224.350.000 TL. geçit bedeli bulmuştur. Oysa, yerel bilirkişi beyanı esas alınırsa bu değer 2.243.500.000 TL. eder. Bu değer ise Sulh Hukuk Mahkemesinin görev sınırını aşar. Öyle ise mahkemenin öncelikle bu hususu bilirkişilere açıklattırarak görevli olup olmadığını belirlemesi gerekir. Resen gözetilmesi gereken görev hususu dikkate alınmadan işin esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacının yerinde görülen temyiz itirazının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer yönlerin incelenmesine gerek olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 24.10.2003 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy