(818 S. K. m. 19, 20, 81)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 6.6.2000 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 11.12.2002 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, davacının nizalı taşınmazı satın almak istediğinde davalının ilgileneceğini söyleyerek, hissedarlarla görüştüğünü ve pazarlığı yaptığını belirtip, taşınmaz bedelini davacıdan aldığını, ancak tapuda işlemi davacı yerine kendi adına yaptığını ileri sürerek, dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile davacı adına tescilini istemiştir.
Davalı vekili davanın reddini savunmuştur.
Mahkeme, geçerli bir temsil yetkisi ve belgesinin bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar vermiş, hükmü davacı vekili temyiz etmiştir. Dosya kapsamına, yapılan yargılamaya ve toplanan delillere göre dava inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Yargıtay'ın 5.2.1947 gün ve 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği üzere, inanç sözleşmesi, inanç gösterilene; bir hakkın kullanılmasında davranışlarını inanç gösterene tespit ettiği amaca uydurmak borcunu yükler ve akidler arasında bir vekaletin hukuki sonuçlarını doğurur. Başka deyimle, inanç gösterilen taşınmazı inanç gösteren hesabına ve kendi adına satın alması halinde mülkiyeti inanç gösterene geçirmekle yükümlüdür. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde açılacak davanın dinlenmesi ve yazılı delille kanıtlanması olanağı vardır.
Uyuşmazlığa konu olayda davacının yazılı bir inanç sözleşmesi bulunmadığı gibi iddianın tamamen ispatına yetmemekle beraber vukuuna delalet eden yazılı delil başlangıcı da bulunmamaktadır. Bu durumda tanık dinlenmesi dahi doğru değildir.
Ancak, davacı dava dilekçesinde yemin deliline de dayanmış olduğundan, davalıya yemin teklifi hakkı bulunduğu gözetilerek, bu işlem yerine getirilip oluşacak duruma göre bir karar vermek gerekir.
Bu husus gözetilmeksizin yazılı şekilde verilen karar doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda yazılı nedenlerle, davacı vekilinin yerinde görülen temyiz itirazının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 7.11.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy