(818 S. K. m. 18)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 6.9.2001 tarihinde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 2.4.2003 tarihli hükmün Yargıtay'ca tetkiki davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içindeki tüm kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili 6.9.2001 günlü dilekçesi ile 8.10.1992 günlü noter satış vaadi sözleşmesi ile satın ve teslim aldığı taşınmazın 12.7.2001 gününde davalı tarafından sair davalıya muvazaalı olarak satıldığı, iddiası ile tapu iptali ve tescil istemiştir. Davalı Münevver vekili ve davalı Mehri davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davacının satış vaadi sözleşmesini tapuya şerh ettirmediği, bu sebeple yeni malike karşı şahsi hakkını, ileri süremeyeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. Davacı vekili kararı temyiz etmiştir.
Kural olarak satış vaadi sözleşmeleri alıcı yararına kişisel hak doğurur. Böylece taşınmazda kişisel hak sahibi olan kimse bu hakkını ancak borçlusu olan sair tarafa karşı ileri sürebilir. Bir gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi tapuya şerh edilmediği sürece vaad konusu taşınmazın tapudan bir üçüncü kişiye temliki halinde sonradan ayni hak iktisap eden bu kişiye karşı ileri sürülemez. Ancak; şerh edilmemiş dahi olsa satış vaadi sözleşmesinin düzenlenmesinden sonra vaade konu taşınmazın sırf vaad alacaklısını zarara uğratmak amacı ile malikince danışıklı muvazaalı olarak bir başka kişiye tapudan temliki halinde, vaad alacaklısının muvazaa sebebi ile tapunun iptalini istemesi olanaklıdır. Muvazaa iddiasına dayanan taraf temlik eden ve edilene göre üçüncü kişi durumunda olduğundan bu iddiasını her türlü delil ile ispat edebilir.
Somut olayda davacı, muvazaa ve tapuda yapılan işlemin gerçeği yansıtmadığı iddiasına dayanmış olduğundan satış vaadi sözleşmesinden doğan şahsi hakkını davalı yeni tapu malikine karşı ileri sürebilir ve muvazaa iddiası ile açtığı tapu iptal ve tescil davasını her türlü delil ile kanıtlaması mümkündür. Bu sebeple mahkemece, davanın esasına girilerek iddia ve savunmaya dair deliller toplandıktan sonra, bunların neticesine göre bir karar vermek gerekirken yazılı biçimde davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. Bu sebeple hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Sonuç: Yukarda açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istem halinde yatırana iadesine, 15.09.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy