(4721 S. K. m. 747, 748) (1086 S. K. m. 388)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 11.2.2002 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı kurulması istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 21.4.2003 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Mehmet Ö. vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, açıldığı tarihte yürürlükte bulunan Türk Medeni Kanunu'nun 747 inci maddesi uyarınca geçit hakkı kurulması isteğine ilişkindir.
Geçit hakkı davalarını, genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunmasına rağmen mevcut bu yolu gereksinimin karşılamayan taşınmaz maliki açabilir.
Bunlardan ilkine mutlak geçit ihtiyacı veya geçit yoksunluğu, ikincisine nisbi geçit ihtiyacı veya geçit yetersizliği denilebilir.
Geçit ihtiyacı olan kişi, davasını öncelikle taşınmazların önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun taşınmaz malikine karşı ve daha sonra bundan en az zarar görecek olana yöneltilmesi gerekir.
Geçit hakkı verilmesi isteğine ilişkin davalarda, bu hak taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından, leh ve aleyhine geçit istenen taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur. Ancak, yararına geçit istenen taşınmazın müşterek mülkiyete konu olması halinde, paydaşlardan bir ya da bir kaçı dava açabilir.
Ülkemizde arazi düzenlemesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın doğrudan yol ihtiyacının karşılanmamış bulunması, geçit davalarının kaynağını oluşturmaktadır. Mahkemece uygun geçit yeri saptanırken öncelikle taraf yararlarının gözetilmesi ilkesi gözönünde tutulmalıdır. Geçit hakkı, taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, bir anlamda özünü komşuluk hukukundan almaktadır denilebilir. Bunun doğal sonucu olarak da yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri de esas alınmalıdır.
Geçit gereksiniminin nedeni, taşınmazın niteliği ile bu gereksinimin nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı, davacının subjektif arzularına göre değil objektif esaslara göre belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakarlığın denkleştirilmesi prensibi de gözetilmelidir.
Bu nedenlerle de bir taşınmaz için 2,5-3 metre genişliğindeki bir yolun yeterli olacağı kabul edilmelidir.
Davacı yararına tesis edilen geçidin, genel yola kesintisiz ulaşması sağlanmalıdır.
Saptanan geçit nedeniyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel de yine objektif kriterlere, taşınmazın niteliğine göre atanacak bilirkişiler aracılığı ile saptanmalıdır. Saptanan bu bedel, hükümden önce depo ettirilmeli, böylece geçit bedelinin geç ödenmesinden doğabilecek sakıncalara meydan verilmemelidir. Aksinin kabulü, maddenin amacı ile de çelişir.
Kurulan geçit hakkının Medeni Kanunun 748/3. maddesi uyarınca Tapu Siciline kaydı da gereklidir.
Davanın niteliği gereği, yargılama giderleri de davacı üzerinde bırakılmalıdır.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında;
Davacı 144 parsel sayılı taşınmazı için, davalıya ait 145 parsel sayılı taşınmazdan geçit hakkı kurulmasını istemiştir.
Davalı Mehmet; davanın reddini, 145 parsel sayılı taşınmazın diğer hissedarı olan davalılar ise açılan davanın kabulü gerektiğini beyan etmişlerdir.
Mahkemece; davanın kabulü ile davacıya ait 144 parsel için, davalılara ait 145 parsel sayılı taşınmazdan geçit hakkı tesisine karar verilmiştir.
Hüküm her iki yanca temyize getirilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden; davalının yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
Davacının temyizine gelince; hüküm fıkrasında 145 parsel aleyhine A harfi ile sarıyla taralı olarak gösterilen yerden, davacı 144 parseli lehine geçit hakkı kurulmasına karar verilmiş ise de, 2.12.2002 tarihli rapora ekli krokide bu yerin 143 parsele ait olduğu anlaşılmıştır.
Hüküm fıkrasının; açık, belirli ve infaza elverişli olması gerekliliğini öngören HUMK.nun 388. maddesi gereğince; geçidin hangi taşınmazlar leh ve aleyhine ve hangi rapor esas alınmak suretiyle kurulduğunun açıkça hükümde gösterilmesi gerekirken, buna uyulmamış olması bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle,
Davalının temyiz itirazlarının REDDİNE,
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 20.11.2003 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy