(4721 S. K. m. 1027)
Dava: Davacı tarafından, davalı aleyhine 26.9.2002 gününde verilen dilekçe ile tapuda isim düzeltilmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 20.2.2003 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, tapu kaydına yanlış yazılan kimlik bilgilerinin düzeltilmesi isteğine ilişkindir.
Taşınmazların, kadastro tespiti ya da tapuya tescili sırasında mülkiyet veya diğer hak sahiplerinin isim, soy isim, baba adı, doğum tarihleri gibi kimlik bilgilerinin kayda eksik ya da hatalı işlenmesi, kayıt düzeltme davalarının kaynağını oluşturur. Bu nedenle de bu tür davalarla kimlik bilgileri düzeltilirken, taşınmaz malikinin değişmemesi, diğer bir anlatımla mülkiyet aktarımına neden olunmaması gerekir.
Tapu Sicil Müdürlüğüne yöneltilerek açılması gereken kayıt düzeltme davalarında, mahkemece sağlıklı bir inceleme yapılmalı, kayıt maliki ile ismi düzeltilecek kişinin aynı kişi olduğu kuşkuya yer vermeyecek şekilde saptanmalıdır. Bu saptama yapılırken de aşağıda açıklanan yöntem izlenmelidir.
1- Düzeltilecek tapu kaydı tüm dayanakları ile birlikte getirtilmelidir.
2- Nüfus Müdürlüğünden, kayıtta geçen kişi ile aynı kimlik bilgilerine sahip bir başka kişinin kaydının bulunup bulunmadığı sorulmalı, kaydı düzeltilecek kişinin nüfus kaydı, tapu ve dayanakları ile bağlantı oluşturacak şekilde incelenmeli, gerekirse kök kayıtlar da istenmelidir.
3- Cumhuriyet Başsavcılığı aracılığıyla, taşınmazın bulunduğu mahalde kayıt maliki ile aynı ismi taşıyan başka kişi bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.
4- Tüm bu araştırmalar sonucu hala kesin bir kanaat oluşmamış ise, tanıklar ve varsa tespit bilirkişileri de taşınmaz başında dinlenerek keşif yapılmalıdır.
Bu ilkeler ışığında yapılan inceleme ve araştırma sonucu, tapu ve nüfus bilgileri arasında bağlantı ve tutarlılık sağlandığında davanın kabulü yoluna gidilmelidir.
Ayrıca, davanın niteliği gereğince, yargılama harcı ve gerektiği hallerde vekalet ücreti maktu olarak belirlenmelidir.
Tapu Sicil Müdürlüğü de yasal hasım olduğundan yargılama giderlerinden sorumlu tutulmamalıdır.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında;
Davacı, dava konusu taşınmazın tapu kaydında Mehmet Sadık olarak yazılı isminin Sıddık olarak düzeltilmesini istemiştir. Mahkemece, dava konusu taşınmazın tapu kaydı, tapulama tutanağı ve ismi düzeltilecek kişinin kaydı getirtilip incelenerek dava kabul edilmiştir. Ancak; Dairemizin, mahalline iade kararı üzerine yerel mahkemece getirtilerek evrak arasına konulan nüfus kaydı incelendiğinde davacının, evli ve çocuklu olarak 1960 yılında ölen Mehmet Sadık isimli kardeşinin bulunduğu görülmektedir. Bu durumda taşınmazın davacı Sıddık veya kardeşi Mehmet Sadık'tan hangisine ait olduğu kesin olarak anlaşılamamaktadır. Aynı yerde Hüseyin oğlu Mehmet Sadık Karadeniz kaydının da bulunması sebebiyle mülkiyet nakline yol açmamak için dava konusu taşınmazı bilen yaşlı ve tarafsız kişiler arasından seçilecek yerel bilirkişiler ve sağ iseler tutanak bilirkişilerinin de katılımı ile taşınmaz başında keşif yapılarak, mümkünse Mehmet Sadık Karadeniz'in mirasçılarının beyanlarına başvurularak ve diğer deliller de değerlendirilerek gerçek malikin kim olduğu şüpheye yer vermeyecek şekilde saptandıktan sonra bir karar verilmelidir.
Belirtilen nedenle eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı olduğu şekilde hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiş ve hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda yazılı nedenlerle; temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 15.09.2003 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy