(3402 S. K. m. 16/B) (4342 S. K. m. 10)
Dava : Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 14.9.2002 gününde verilen dilekçe ile yaylaya müdahalenin meni istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 18.6.2002 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne duruşma isteminin duruşma günü tebliği için gerekli masrafın temyiz süresinden sonra yatırılması nedeniyle reddine karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacı köy muhtarlığı, Taşkesen köyü Büyükavması, Küçükavması, Çıkrıkyayla ve Şahvelat mevkiindeki kadim mera ve yaylalarına davalıların haksız müdahalede bulunduklarını ve önlenmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, davacı köyün niza konusu yerler hakkında daha önceden açtığı tapu iptali ve tescil davalarını takip etmediğini, nizalı yerlerin adlarına tapuda kayıtlı bulunduğunu, tapulama çalışmalarından sonra bir kısım yaylalarını aralarındaki anlaşmaya göre davacı köye bıraktıklarını, şimdi ise davacının bu davayı açmasının doğru olmadığını savunmuşlardır.
Mahkeme, nizalı yerlerde kadastro tespiti yapıldığından 10 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra tapulamadan önceki nedenlere dayanarak dava açılamayacağı ve davacı köyün aynı yerler hakkında açtığı tapu iptali ve tescil davalarını takip etmemesi nedeniyle açılmamış sayıldığına karar verildiği gerekçesiyle davanın reddine karar vermiş hükmü davacı vekili temyize getirmiştir.
Dava konusu taşınmazlar 1979 yılında kesinleşen kadastro çalışmaları sonucu tapuya tescil edilmişlerdir.
Davacı köyün nizalı yerlerin mera olduğu ve bu konudaki kararın kesinleştiğini belirterek bu karara dayalı olarak meni müdahale istediği Asliye Hukuk Mahkemesinin 1963/53 sayılı dosyasında; davacı Taşkesen köy muhtarlığı dosyamız davalıları aleyhine 26 parça taşınmazın köye ait mera ve yayla olmalarına rağmen davalıların gizlice kendi adlarına tescil ettirdikleri iddiasıyla tapu iptali ve tescil davası açmışdır. Yapılan yargılama sonucunda, dava konusu taşınmazlardan Ocak 1953 tarih 17, 18 ve 19 numaralı tapulardaki yerlerin yayla vasfında olduğundan bu yerler hakkındaki davanın kabulüne, diğer yerler hakkındaki davanın reddine karar verilmiş, tarafların iş bu kararı temyiz etmeleri üzerine Yargıtay, davacıların temyiz istemini süre geçtiğinden reddetmiş, davalıların temyiz istemini ise, önceki uyulan bozma kararı ile nizalı yerlerin mera olduğu hususu kabul edilmiş olduğundan iptal kararının sonucu bakımından doğru olması nedeniyle esas hakkındaki temyiz itirazlarının reddine, kabule göre de tarafların haklı çıktıkları oranda yargılama giderleri ve vekalet ücretinden sorumlu tutulması gerektiği halde buna uyulmamasının doğru bulunmaması, gerekçesiyle bozulmuş, bozmadan sonraki ilk celseye tarafların gelmemesi üzerine dosyanın işlemden kaldırılmasına ve 25.12.1972 tarihinde ise davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş olup bu karar taraflara tebliğ edilmediğinden kesinleşmemiştir.
Mahkemece yapılan inceleme sırasında, davacı köy dava konusu 363 parsel sayılı taşınmaz hakkındaki davayı atiye bırakmış, büyükavması, küçükavması, mevkiindeki taşınmazların davalılar tarafından kullanıldığı mahalli bilirkişilerce beyan edilmiştir. Küçükavması mevkiindeki 362 parsel sayılı taşınmaz yayla niteliği ile Ocak 1953 tarih 18 numaralı tapu kaydına dayalı olarak 1963 yılında davalılar adına tespit edilmiş, 1968 yılında ise bu parselin 1/2 hissenin davalıların bağışlaması sonucu davacı adına tescil edilmiştir. Büyükavması mevkiindeki 361 parsel sayılı taşınmaz ise Ocak 1953 tarih 17 numaralı tapu kaydına dayalı olarak yine 1963 yılında yayla niteliği ile davalılar adına tescil edilmiştir. Ocak 1953 tarih 19 sayılı tapuya dayalı 364 parsel sayılı yer davalılar adına tespit edilmiş iken 19.2.1968 tarih 51 numaralı tapu kütüğünde yapılan bağış doğrultusunda davacı köy adına yazılmıştır. Diğer dava konusu 367, 368 ve 369 parsel sayılı taşınmazlar ise Kanunisani 306 yoklama 65 numaralı kayda dayalı olarak çayır niteliği ile davalılar adına 6.1.1979 da kesinleşen komisyon kararı ile tapuya tescil edilmişlerdir.
Davacı köy 1963/53 sayılı dosyada verilen kararla bu yerlerin mera olduğunun kesinleştiğini ve kesin hüküm oluşturduğunu bu nedenle yeniden tapu iptali ve tescil davası açmalarına gerek olmadığını belirterek bu hükme göre elatmanın önlenmesine karar verilmesini istemiş, davalı ise iddia edilen dosyada verilen hükmün kesin hüküm olarak kabul edilemeyeceğini savunmuştur.
3402 sayılı Kadastro Kanunu 16/B hükmünde ve 4342 sayılı Mera Kanunu 10. maddesinde mera, yayla ve kışlakların parsel numarası verilerek sınırlandırılacağı ve özel siciline yazılacağı belirtilmiştir. 1963/53 sayılı dosyada verilen karar eski deyimle lazim-ül icra yeni deyimle yerine getirilebilir. ( İnfazı mümkün ) bir ilam niteliğinde değildir. Anılan karar da davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Ocak 1953 tarih 17, 18 ve 19 numara ile tapuya kayıtlı yerlerin mera olduğu hususundaki karar kesin hüküm oluşturmaz. Çünkü bu dava sonunda verilen karar davalılar aleyhine verilmiş, davacının infaz ettireceği bir hüküm olmadığından sicil oluşturulmamış ve mera özel defterine kaydedilmemiştir.
Başka bir dava da kesin delil olarak kabul edilebilecek bu karar ile davalılar adına tescil edilen tapuların usulüne uygun şekilde iptal edildiğinden söz edilemez. Bu nedenle yeniden bir tapu iptali ve sınırlandırma istemli dava açılarak infazı mümkün sicil oluşturmaya elverişli hüküm alınması gerekir. Her dava açıldığı tarihteki koşullara göre değerlendirileceğinden, tapuda davalılar adına kayıtlı dava konusu taşınmazlar hakkında mahkemenin verdiği ret kararı doğru olduğundan davacının bu husustaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak dava konusu 362 parsel sayılı taşınmazın 1/2 si tapuda davacı köy adına kayıtlıdır. Mahallinde yapılan keşifte ise mahalli bilirkişiler bu taşınmazın tamamının davalılar tarafından kullanıldığını beyan ettiklerinden davalıların bu parselde davacı köy hissesine vaki elatmasının önlenmesine karar vermek gerekirken davanın tümünün reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin yerinde görülen temyiz itirazının kabulüne, usul ve yasaya aykırı hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 22.9.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy