(4721 S. K. m. 747) (743 S. K. m. 671, 672)
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 17.7.2001 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 8.5.2003 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı F.K. vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Davacı, 161 parsel sayılı taşınmazına, davalılara ait 167 parselden daha önce hükmen aldığı geçit hakkını zeminde davalılara ait ev,ahır, samanlık bulunması nedeniyle infaz ettiremediğini, bu nedenle iptali ile yine aynı parselden geçit hakkı istemiştir. Mahkemenin kabul kararı Dairemizce taraf teşkili sağlanması gerekçesiyle bozulmuştur. Mahkeme bozmaya uymuş ve tekrar kabul kararı vermiştir. Bu hükmü de davalı F.K. vekili temyize getirmiştir.
Dava, açıldığı tarihte yürürlükte bulunan Türk Medeni Kanunu'nun 671 inci maddesi uyarınca geçit hakkı kurulması isteğine ilişkindir.
Geçit hakkı davalarını, genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunmasına rağmen mevcut bu yolu gereksinimin karşılamayan taşınmaz maliki açabilir.
Bunlardan ilkine mutlak geçit ihtiyacı veya geçit yoksunluğu, ikincisine nisbi geçit ihtiyacı veya geçit yetersizliği denilebilir.
Geçit ihtiyacı olan kişi, davasını öncelikle taşınmazların önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun taşınmaz malikine karşı ve daha sonra bundan en az zarar görecek olana yöneltilmesi gerekir.
Geçit hakkı verilmesi isteğine ilişkin davalarda, bu hak taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından, leh ve aleyhine geçit istenen taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur. Ancak, yararına geçit istenen taşınmazın müşterek mülkiyete konu olması halinde, paydaşlardan bir ya da bir kaçı dava açabilir.
Ülkemizde arazi düzenlemesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın doğrudan yol ihtiyacının karşılanmamış bulunması, geçit davalarının kaynağını oluşturmaktadır. Mahkemece uygun geçit yeri saptanırken öncelikle taraf yararlarının gözetilmesi ilkesi göz önünde tutulmalıdır. Geçit hakkı, taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, bir anlamda özünü komşuluk hukukundan almaktadır denilebilir. Bunun doğal sonucu olarak da yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri de esas alınmalıdır.
Geçit gereksiniminin nedeni, taşınmazın niteliği ile bu gereksinimin nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı, davacının subjektif arzularına göre değil objektif esaslara göre belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakarlığın denkleştirilmesi prensibi de gözetilmelidir.
Bu nedenlerle de bir taşınmaz için 2,5-3 metre genişliğindeki bir yolun yeterli olacağı kabul edilmelidir.
Davacı yararına tesis edilen geçidin, genel yola kesintisiz ulaşması sağlanmalıdır.
Saptanan geçit nedeniyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel de yine objektif kriterlere, taşınmazın niteliğine göre atanacak bilirkişiler aracılığı ile saptanmalıdır. Saptanan bu bedel, hükümden önce depo ettirilmeli, böylece geçit bedelinin geç ödenmesinden doğabilecek sakıncalara meydan verilmemelidir. Aksinin kabulü, maddenin amacı ile de çelişir.
Kurulan geçit hakkının Medeni Kanunun 672. maddesi uyarınca Tapu Siciline kaydı da gereklidir.
Davanın niteliği gereği, yargılama giderleri de davacı üzerinde bırakılmalıdır.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında; davacı taşınmazın genel yola bağlantısının olmadığı sabittir. Mahkemece geçit güzergahı saptanması için keşif yapılmış, sınırda yola cepheli taşınmazlar da incelenmiştir. Ancak yapılan keşif sırasında yukarıda açıklanan şekilde araştırma yapılmamış, hüküm kurulurken de anılan ilkeler gözetilmemiştir. Şöyleki; aleyhine geçit kurulan 167 parsel sayılı taşınmazı ikiye bölerek kullanım bütünlüğünü bozacak şekilde geçit hakkı kurulması doğru görülmemiştir. Ayrıca keşifde belirlenen tüm geçit alternatifleri yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda mevcut kullanım durumlarına göre ayrıntılı olarak irdelenmemiş ve tercih edilmeme nedenleri belirlenmemiştir. Bu nedenle tüm güzergahlar yeniden incelenerek, tercih edilme ve edilmeme nedenleri belirlenip en az zarar görecek yer tespit edilerek, parsel sınırlarını takip edecek şekilde geçit hakkı kurulması gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle usul ve yasaya aykırı hükmün BOZULMASINA, istek halinde temyiz harcının yatırana iadesine, 18.9.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy