(818 S. K. m. 126/4)
Dava : Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 6.3.2003 gününde verilen dilekçe ile kişisel hakka dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair verilen 15.5.2003 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
5.2.1947 tarih 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi; inanç sözleşmesi, inanç gösterilene bir hakkın kullanılmasında davranışlarını, inanç gösterenin tespit ettiği amaca uydurmak borcunu yükler. Diğer bir anlatımla, inanç gösterilen kişi, inanç gösteren namına yapılacak bir işlemden sonra, taşınmazın mülkiyetini ona yani inanç gösterene geçirme yükümlülüğü altına girmiştir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde, bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
İnanç sözleşmeleri anılan İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak yazılı delil ile kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan belge olmalıdır. Böyle bir belgenin bulunmaması halinde en azından olayın tamamının ispatına yeterli olmamakla birlikte bunun vukuuna delalet edebilecek ve karşı taraf elinden çıkmış yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belgenin söz konusu olması halinde, inanç sözleşmesinin tanık dahil her türlü delil ile kanıtlanması mümkün olabilir.
Bunların hiçbirinin olmaması durumunda, davacı taraf delilleri arasında yemine de dayanmışsa, mahkemece davalıya yemin teklifine hakkı olduğu hatırlatılması gerekir.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında;
Davacı, 261 ada 6 parsel sayılı taşınmazın kendisi tarafından alınmasına rağmen, eşi miras bırakanı adına tapuya kaydedildiğini ileri sürerek tapu iptali ve tescil isteğinde bulunmuştur. Davalılardan Levent Dağ taşınmazın muris tarafından alındığını savunmuş, ayrıca zamanaşımı definde de bulunmuştur. Mahkemece, evlilik birliği içinde alınan malların adi ortaklık hükümlerine tabi olduğu, ortaklığın 8.4.1987 tarihinde eşin ölümü ile birlikte sona erdiğini ve Borçlar Kanununun 126/4. maddesi uyarınca 5 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçeleri ile davanın reddine karar verilmiştir. Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
Dava kişisel hakka dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Kişisel hakkın dayanağı ise inanç sözleşmesidir. Tarafların taşınmazın alındığı tarihte evli olmaları, davaya evlilik birliği içinde edinilen mal nedeniyle açılan tapu iptali ve tescil niteliği kazandırmaz.
Dava dilekçesinde olayların anlatım şekline göre de, davacı kendi aldığı taşınmazın güvene dayalı olarak eşi adına tescil ettirdiğini bildirdiğinden davanın dayanağının inanç sözleşmesi olduğunu göstermektedir. Dava niteliği itibariyle inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkin olduğuna göre, davada sözleşmeden kaynaklanan davalara ilişkin zamanaşımı süresinin uygulanması gerekir. Ancak, taşınmaz inanç gösteren kişinin kullanımın da ise zamanaşımı savunmasında bulunmak iyi niyet kuralları ile bağdaşmayacağından dinlenmez.
Mahkemece, davanın yukarıda açıklanan niteliği ile değerlendirilerek bir sonuca gidilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle reddi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda yazılı nedenlerle, temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde yatırana geri verilmesine, 3.10.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy