(1086 S. K. m. 237) (3402 S. K. m. 4/3)
Dava: Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 17.12.2002 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kesin hüküm nedeniyle reddine dair verilen 12.6.2003 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, Medeni Kanunun 724. maddesi gereğince tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davalıların murisi Mehmet öncesi tapulu olan dava konusu taşınmazda 8/24 hissesi mevcut iken, zeminde hissesine karşılık olarak kullandığı yeri özel parsellere ifraz ettirerek muhtelif şahıslara haricen satışlar yapmıştır. Kadastro çalışmaları sırasında davacıların murisi Hüseyin nın üzerinde evinin bulunduğu özel parseli davalıların murisi Mehmet 'den haricen satın aldığı gerekçesiyle 364 ada 15 parsel numarası ile Hüseyin adına tespit edilmiş ise de; Kadastro Mahkemesinde 1979/523 Esas sayılı dosyada davalıların açmış olduğu kadastro tespitine itiraz davası sonucunda, 15 sayılı parsel yerinin, davalıların murisi Mehmet adına olan 3.6.1958 tarihli 1 numaralı tapu kaydının kapsamında kaldığı kabul edilerek, tapulu taşınmazların haricen satın alınmasının geçerli olmadığı gerekçesiyle Hüseyin adına yapılan tespitin iptali ile ölü Mehmet Ali adına tesciline karar verilmiş, karar 15.12.1986 tarihinde kesinleşmiştir.
Hüseyin mirasçıları olan davacılar bu davada, murislerinin dava konusu taşınmaz üzerinde iyiniyetle ev inşa ederek 1952 yılından bu yana kullandığını ileri sürerek Medeni Kanunun 724. maddesi gereğince temliken tescil istemişlerdir.
Mahkemece, davanın kesin hüküm nedeniyle reddine karar verilmiş, davacı vekili hükmü temyize getirmiştir.
HUMK'nun 237. maddesi gereğince kesin hükmün oluşabilmesi için her iki davanın taraflarının, konularının ve sebeplerinin aynı olması gereklidir. Bu dava ile Kadastro Mahkemesinde görülen davanın tarafları ve konuları aynı ise de dava sebepleri farklıdır.
Ayrıca; 2613 Sayılı Yasada, on yıllık hak düşürücü süre öngörülmediği için 3402 Sayılı Kadastro Kanunun geçici 4/3. maddesi, 9.10.1987 tarihinde itibaren bir yıl içerisinde 2613 sayılı kanuna göre kadastrosu yapılmış taşınmazlar hakkında dava açabilme hakkını tanımıştır. Dava konusu taşınmazın kadastrosu da 2613 Sayılı Yasa hükümlerine göre yapılmış olup, temyize konu bu dava yasada belirtilen bir yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra 17.12.2002 tarihinde açılmıştır. Daha önce Kadastro Mahkemesinde görülüp sonuçlanan dava ile bu davanın sebepleri farklı olduğundan, mahkemece davanın kesin hüküm nedeniyle reddi isabetli değildir. Dava, yasada belirtilen hak düşürücü süre geçtikten sonra açılmış olup; kamu düzeni ile ilgili olan bu husus re'sen göz önünde bulundurularak davanın bu nedenle reddi gerekirken kesin hüküm nedeniyle reddi doğru değil ise de davanın reddi sonucu itibariyle doğru olduğundan hükmün onanmasına karar vermek gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle; temyiz itirazlarının reddi ile hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine, 2.10.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy