(743 S. K. m. 641, 671, 672) (4721 S. K. m. 715) (3402 S. K. m. 16)
Dava: Davacı tarafından, davalılar aleyhine 27.10.1997 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı kurulması istenmesi üzerine bozmaya uyularak yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabulüne kısmen reddine dair verilen 17.4.2003 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, açıldığı tarihte yürürlükte bulunan Türk Medeni Kanunu'nun 671 inci maddesi uyarınca geçit hakkı kurulması isteğine ilişkindir.
Geçit hakkı davalarını, genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunmasına rağmen mevcut bu yolu gereksinimin karşılamayan taşınmaz maliki açabilir.
Bunlardan ilkine mutlak geçit ihtiyacı veya geçit yoksunluğu, ikincisine nisbi geçit ihtiyacı veya geçit yetersizliği denilebilir.
Geçit ihtiyacı olan kişi, davasını öncelikle taşınmazların önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun taşınmaz malikine karşı ve daha sonra bundan en az zarar görecek olana yöneltilmesi gerekir.
Geçit hakkı verilmesi isteğine ilişkin davalarda, bu hak taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından, leh ve aleyhine geçit istenen taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur. Ancak, yararına geçit istenen taşınmazın müşterek mülkiyete konu olması halinde, paydaşlardan bir ya da bir kaçı dava açabilir.
Ülkemizde arazi düzenlemesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın doğrudan yol ihtiyacının karşılanmamış bulunması, geçit davalarının kaynağını oluşturmaktadır. Mahkemece uygun geçit yeri saptanırken öncelikle taraf yararlarının gözetilmesi ilkesi göz önünde tutulmalıdır. Geçit hakkı, taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, bir anlamda özünü komşuluk hukukundan almaktadır denilebilir. Bunun doğal sonucu olarak da yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri de esas alınmalıdır.
Geçit gereksiniminin nedeni, taşınmazın niteliği ile bu gereksinimin nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı, davacının sübjektif arzularına göre değil objektif esaslara göre belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakarlığın denkleştirilmesi prensibi de gözetilmelidir.
Bu nedenlerle de bir taşınmaz için 2,5-3 metre genişliğindeki bir yolun yeterli olacağı kabul edilmelidir.
Davacı yararına tesis edilen geçidin, genel yola kesintisiz ulaşması sağlanmalıdır.
Saptanan geçit nedeniyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel de yine objektif kriterlere, taşınmazın niteliğine göre atanacak bilirkişiler aracılığı ile saptanmalıdır. Saptanan bu bedel, hükümden önce depo ettirilmeli, böylece geçit bedelinin geç ödenmesinden doğabilecek sakıncalara meydan verilmemelidir. Aksinin kabulü, maddenin amacı ile de çelişir.
Kurulan geçit hakkının Medeni Kanunun 672. maddesi uyarınca Tapu Siciline kaydı da gereklidir.
Davanın niteliği gereği, yargılama giderleri de davacı üzerinde bırakılmalıdır.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında;
Mahkemece, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda, davanın kabulüne, davacının 752 parsel sayılı taşınmazı lehine, 760 ve 1209 parsel sayılı taşınmazlar aleyhine geçit hakkı kurulmasına karar verilmiş, hükmü davalı Hazine vekili temyize getirmiştir.
Kurulan hüküm yasa hükmüne uygun değildir. Şöyle ki;
Aleyhine geçit hakkı kurulan davalı Hazine'ye ait 1209 parsel sayılı taşınmazın köy okuluna tahsisli olduğu beyanlar hanesindeki şerhten anlaşılmaktadır. Medeni Kanunun 641. (Yeni Türk Medeni Kanunun 715. maddesi) ve 3402 Sayılı Kadastro Kanunun 16. maddesi gereğince Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerler ile kamunun hizmetinde bulunan binalar ve yerler üzerinde (özel mülkiyete konu olmayacakları için) geçit kurulması mümkün değildir. 1209 parsel sayılı taşınmaz da köy okuluna tahsis edildiği için kamu malı niteliğini almıştır. Bu husus gözetilmeden 1209 parsel sayılı taşınmazdan geçit kurulması doğru görülmemiştir.
Öte yandan, geçit hakkı istemlerinde ilk olarak taşınmazların önceki durumları dikkate alınıp değerlendirilmelidir. Evvelce bir bütün iken bölünme sonucunda ortaya çıkan birden fazla gayrimenkulden biri için geçit zarureti ortaya çıkarsa, artık zaruri geçide katlanma yükümlülüğü diğer komşu maliklerden istenemez. Davacıya ait 752 parsel sayılı taşınmazın tapulama tutanağına göre, öncesin de 756 parsel ile bir bütün halinde vergide kayıtlı iken ifraz ile 752 ve 756 parsellere ayrıldığı açıktır. Ne var ki, 756 parselin başlı başına genel yola bağlantısı yok ise de, 756, 757 parsel sayılı taşınmazlardan geçilerek genel yola ulaşılabileceği ve bu geçit yerinin bilirkişi kroki ve raporları ile tüm dosya kapsamına göre en uygun geçit yeri olduğunun anlaşılmasına rağmen, bu alternatif üzerinden geçit hakkı kurulması gerekirken, yasal dayanağı ve gerekçesi açıklanmadan yazılı şekilde 760 ve 1209 parsel sayılı taşınmazlardan geçit kurulmasına dair verilen karar doğru görülmemiş hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı Hazine vekilinin yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 17.10.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy