(743 S. K. m. 671)
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 28.9.2001 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı kurulması istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 23.1.2003 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı A.S. tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Dava, açıldığı tarihte yürürlükte bulunan Türk Medeni Kanunu'nun 671 inci maddesi uyarınca geçit hakkı kurulması isteğine ilişkindir.
Geçit hakkı davalarını, genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunmasına rağmen mevcut. bu yolu gereksinimini karşılamayan taşınmaz maliki açabilir.
Bunlardan ilkine mutlak geçit ihtiyacı veya geçit yoksunluğu, ikincisine nispi geçit ihtiyacı veya geçit yetersizliği denilebilir.
Geçit ihtiyacı olan kişi, davasını öncelikle taşınmazların önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun taşınmaz malikine karşı ve daha sonra bundan en az zarar görecek olana yöneltilmesi gerekir.
Geçit hakkı verilmesi isteğine ilişkin davalarda, bu hak taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından, leh ve aleyhine geçit istenen taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur. Ancak, yararına geçit istenen taşınmazın müşterek mülkiyete konu olması halinde, paydaşlardan bir ya da bir kaçı dava açabilir.
Ülkemizde arazi düzenlemesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın doğrudan yol ihtiyacının karşılanmamış bulunması, geçit davalarının kaynağını oluşturmaktadır. Mahkemece uygun geçit yeri saptanırken öncelikle taraf yararlarının gözetilmesi ilkesi gözönünde tutulmalıdır. Geçit hakkı, taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, bir anlamda özünü komşuluk hukukundan almaktadır denilebilir. Bunun doğal sonucu olarak da yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri de esas alınmalıdır.
Geçit gereksiniminin nedeni, taşınmazın niteliği ile bu gereksinimin nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı, davacının subjektif arzularına göre değil objektif esaslara göre belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması kanunda genel bir ilke olan fedakarlığın denkleştirilmesi prensibi de gözetilmelidir.
Bu nedenlerle de bir taşınmaz için 2,5-3 metre genişliğindeki bir yolun terli olacağı kabul edilmelidir.
Davacı yararına tesis edilen geçidin, genel yola kesintisiz ulaşması sağlanmalıdır.
Saptanan geçit nedeniyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken del de yine objektif kriterlere, taşınmazın niteliğine göre atanacak bilirkişiler arcılığı ile saptanmalıdır. Saptanan bu bedel, hükümden önce depo ettirilmeli, böylece geçit bedelinin geç ödenmesinden doğabilecek sakıncalara meydan verilmemelidir. Aksinin kabulü, maddenin amacı ile de çelişir.
Kurulan geçit hakkının Medeni Kanun'un 672. maddesi uyarınca Tapu Siciline kaydı da gereklidir. .
Davanın niteliği gereği, yargılama giderleri de davacı üzerinde bırakılmalıdır.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında;
Davacı, 207 parsel sayılı taşınmazının genel yola bağlantısının bulunmadığını ileri sürerek davalılara ait 201 ve 206 parsel sayılı taşınmazlar üzerinden çit hakkı kurulması isteğinde bulunmuştur.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm 206 parsel sayılı taşınmaz maliki tarafından temyiz edilmiştir.
Davacıya ait 207 parsel sayılı taşınmazın geçit gereksinimin bulunduğu açıktır. Bilirkişinin 18.6.2002 tarihli rapor ve krokisinde davacıya ait taşınmazın kuzeyinde mavi renk ile gösterilen dere yatağı bulunduğu dikkate alınarak mahkemece öncelikle, davacının taşınmazı ile genel yol arasındaki bağlantıyı sağlayan bu derenin kuru dere olup olmadığı ve yol olarak kullanılması olanağının bulunup bulunmadığının araştırılması, bunun mümkün olmadığının anlaşılması halinde en uygun güzergahtan geçit kurulması gerekir. Bu hususun gözetilmemesi doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.
Kabule göre de; aleyhine geçit kurulan 206 parsel sayılı taşınmazın, kurulan geçitten dolayı kalan kısmında değer kaybı meydana gelip gelmeyeceği, her kaybının olması halinde geçit bedeline dahil edilmesi gerektiğinin dike alınmaması diğer yandan davacı üzerinde bırakılması gereken harç ve algılama giderinin davalıdan tahsiline karar verilmesi ve davalıya vekalet .eti yükletilmesi de doğru değildir.
Sonuç: Yukarıda yazılı nedenlerle; temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 11.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy