(818 S. K. m. 213)
Dava: Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 12.12.1997 tarihinde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 19.11.2001 tarihli hükmün Yargıtay'ca tetkiki davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içindeki tüm kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Dava, satış vaadine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, davacılar hükmü temyize getirmişlerdir.
Dava konusu taşınmaz tapuda davalıların murisi Neşet Arıcı adına kayıtlı iken 22.11.1983 gününde düzenlenen satış vaadi sözleşmesiyle bütün mirasçıları muristen intikal eden iştirakli paylarının tamamını davacıların murisi Kazım Arslan'a satmayı vaat etmişlerdir. Neşet mirasçıları, 11.8.1997 gününde ise miras hak ve hisselerinin tamamını yine mirasçı olan davalı Cemil Arıcı'ya tapudan devretmişlerdir. Tapuda müstakilen malik olan Cemil'in Çarşamba 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1998/36 esas s. dosyasında dava açarak satış vaadi alıcısı Neşet mirasçıları aleyhine men'i müdahale kararı alması üzerine, davacılar satış vaadine dayalı olarak tescil istemişlerdir.
Davacılar, yargılama sırasında Cemil dışındaki davalılar hakkındaki davalarını atiye bıraktıklarını bildirmiş; davalı Cemil, davacıların dayandığı satış vaadi sözleşmesinde taraf olmadığını, savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; davacıların dava dilekçelerinde satış vaadi ve zilyetliğe dayandırdıklarını, yargılama sırasında ise kötüniyet ve muvazaalı devir yapıldığı iddiasında bulunduklarını, davalı Cemil'in dava nedeni ve iddianın genişletilmesine muvafakat etmemesi sebebiyle davanın değiştirilmiş şekli ile değil, eski açıldığı sebeplere göre değerlendirildiği, sonuçta; dayanılan satış vaadi sözleşmesi tapuya şerh edilmediğinden tapu ile iktisap edene karşı ileri sürülemeyeceği, davalıların muvafakatı bulunmadığı durumda sair davalılarla ilgili davanın atiye bırakılıp davalı Cemil Arıcı'ya karşı davaya devem edilmesi, Cemil'e her ne kadar miras yolu ile bir miktar pay kalmış olsa da satış vaadi sözleşmesinin tarafı bulunmadığından ve taşınmazı tapu ile iktisap ettiğinden dayanılan sözleşmenin içeriğinde belirtilen ve karşılıklı kabul edilen hususlara istinaden ve taşınmazın devri sırasında yapılmayıp dava açılmadan önce yapıldığından tapu ile iktisap karşısında iyi niyet kötü niyet iddiası araştırılamayacağından, yine muvazaalı devir yapıldığı iddiası ibraz edilen mevcut delillerle ve davalı Cemil Arıcı'nın yalnızca hissedar oluşu ile ileri sürülerek kanıtlanamadığından, bu hususlar dava dilekçesinde ileri sürülmediğinden ispat edilemeyen davanın reddine karar verildiği görülmüştür.
Dava, kişisel hakka dayalı tapu iptali ve tescil istemine ait olup ilk bakışta anlaşılacağı üzere kişisel hak ile ayni hak karşı karşıya bulunmaktadır. Kural olarak, bir taşınmazda kişisel hak sahibi olan kimse bu hakkını ancak borçlusu olan sair tarafa karşı ileri sürebilir. Ancak, çekişmeli taşınmazın sırf kişisel hak sahibini zarara uğratmak amacıyla malikince danışıklı olarak tapudan temliki halinde, kişisel hak alacaklısının muvazaa sebebiyle tapunun iptalini istemesi olanaklıdır. Muvazaa iddiasına dayanan taraf temlik eden ve edilene göre üçüncü kişi durumunda olduğundan bu iddiasını her türlü delille ispat edebilir.
Bir davada olayları anlatmak taraflara, hukuki nitelemeyi yapmak ise hakime aittir. Davacı vekili, dava dilekçesinde açıkça muvazaa iddiasında bulunmamış ise de, 10.9.2001 günlü yazılı beyanında bu davanın açılmasından yaklaşık dört ay önce taşınmazı tapudan devralan Cemil Arıcı'nın davacılardan Mehmet Aslan ile akrabalık bağı bulunması, aynı köyden olmaları sebebiyle dava konusu taşınmazı satış vaadi sözleşmesi ile satın alan davacılar ile murislerinin elli yıldır kullandıklarını bilmek durumunda olduğu, buna rağmen tapudan devraldığından iyi niyetle malik olmadığını iddia etmiştir. Dava dilekçesinde yeni malik Cemil'in de davalı olarak yer alması, davacıların muvazaa iddiasına da dayandıklarını göstermektedir.
Davalı Cemil, davacıların dayanağı satış vaadi sözleşmesinde taraf olmadığını, satış vaadi sözleşmelerinin ancak taraflara karşı ileri sürülebileceğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, yukarda belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş ise de, muvazaa iddiası yeterince araştırılmış değildir. Dosyada mevcut belge ve delillere göre muvazaa konusunda ispat yükü davalı tarafa geçmiştir. Bu itibarla; mahkemece davalı Cemil'in sair davalılarla işbirliği yaparak dava konusu taşınmazdaki paylarını davacıları zarara uğratmak amacıyla devralmadığını, tapudaki sözleşme ile gerçek bir satışın amaçlandığı hususlarını ispat için gösterdiği deliller toplanarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı biçimde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarda açıklanan sebeplerle temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istem halinde yatırana iadesine, 06.03.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy