(1086 S. K. m. 388, 389)
Davacı tarafından, davalılar aleyhine 24.6.2003 gününde verilen dilekçe ile yola vaki el atmanın önlenmesi ve kal istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 4.12.2003 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalılar tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar
HUMK'nun 388. maddesi gereğince bir mahkeme kararının aşağıda belirtilen hususları içermesi gerekir;
1- Kararı veren mahkeme ile hakim veya hakimlerin ve tutanak katibinin ad ve soyadları ve sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa kararın hangi sıfatla verildiği,
2- Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adresleri,
3- İki tarafın iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, ihtilaflı konular hakkında toplanan deliller, delillerin tartışması, ret ve üstün tutma sebepleri, sabit görülen vakıalarda bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebep,
4- Hüküm sonucu ile varsa kanun yolları,
5- Kararın verildiği tarih ve hakim veya hakimlerin ve tutanak katibinin imzaları,
Hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.
HUMK'nun 388. maddesinde bir kararın kapsaması gereken hususlar belirtildikten sonra 389. madde ile de, kararda iki tarafa yükletilen görev ve verilen hakların şüphe ve tereddüdü gerektirmeyecek biçimde açık olarak yazılması öngörülmüştür.
Hüküm fıkrası, kararın esası olup kanunda "hüküm" kelimesi yalnız hüküm fıkrası için kullanılmıştır. Bu nedenle mahkemece, hüküm fıkrasında mahkemenin neye karar verdiği açıkça yazılmalıdır. Hüküm fıkrası çok açık ve infazı mümkün olmalıdır. Şarta bağlı ve terditli olarak hüküm kurulmamalıdır. Dava, açıldığı tarihteki duruma göre karara bağlanmalı, hüküm fıkrasında asıl talep ile yardımcı talepler hakkında da karar verilmelidir.
Bunların yanında hakim istisnalar dışında davacının talebi ile bağlı olup, bu talepten fazlasına hüküm veremez (HUMK'nun 74. maddesi).
Somut olaya gelince;
Davacı davalıların köy yoluna vaki tecavüzünün önlenmesi için el atmanın önlenmesi ve kal talebinde bulunmuştur. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, davalılar hükmü temyize getirmişlerdir.
Mahkemece, yukarıda açıklanan ve mahkemelerce bir hükmün oluşturulması hususunda Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun emredici kurallarına uygun şekilde hüküm kurulmadığı anlaşılmıştır. Şöyle ki;
Temyize konu kararın gerekçesinde, davalıların bahçe duvarlarının tamirinde gerekli dikkat ve özeni göstermediklerinden söz konusu duvarın köy yoluna tecavüzlü hale geldiği ve mevcut tecavüzün önlenmesi gerektiği belirtilmiş ancak, hüküm fıkrasında sadece "Davacının davasının kabulüne" karar verildiği görülmüştür.
Kararın bu hali ile HUMK'nun 388 ve 389. maddelerindeki usulü esasları ihtiva etmediği görüldüğünden yukarıda belirtilen esaslara uygun bir karar verilmek üzere hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalıların temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 08.04.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy