(4721 S. K. m. 683, 737)
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 23.12.2002 gününde verilen dilekçe' ile komşuluk hukukundan kaynaklanan el atmanın önlenmesi ve kal istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 25.9.2003 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Dava, komşuluk hukukuna aykırı davranışın giderilmesi isteğine ilişkindir. Medeni Kanun'un 683. maddesi "Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarruf ta bulunma yetkisine sahiptir." hükmü ile malikin mülkiyet hakkının hukuksal sınırlar içinde kullanabileceğini düzenlemiştir. Anılan Kanun'un taşınmaz mülkiyet hakkının kısıtlamalarını düzenleyen "Komşu Hakkı" bölümünde "kullanım biçimi" başlığı altında yer alan 737. maddesi "Herkes, taşınmaz mülkiyetinden doğan yetkilerini kullanırken ve özellikle işletme faaliyetini sürdürürken, komşularını etkileyecek taşkınlıktan kaçınmakla yükümlüdür.
Özellikle, taşınmazın durumuna, niteliğine ve yerel adete göre komşular arasında hoş görülebilecek dereceyi aşan duman, buğu, kurum, toz, koku çıkartarak, gürültü ve sarsıntı yaparak rahatsızlık vermek yasaktır.
Yerel adete uygun ve kaçınılmaz taşkınlıklardan doğan denkleştirmeye ilişkin haklar saklıdır." hükmü ile de malike, mülkün kullanılmasında komşuya zarar verecek taşkınlıklardan sakınma ödevi yükleyerek, yasal kısıtlamalardan birisini düzenlemiştir.
Taşkınlıktan amaç ise, komşuluğun olağan hoşgörü sınırlarını aşan ve komşunun kendisi ve ailesi ile taşınmazı zararına aşırı derecede etkili olabilecek iş ve eylemlerdir. Bu eylemlerin saptanmasında, taşınmazın bulunduğu yerin kullanma amacının, niteliğinin, konuya ilişkin düzenlemelerin ve yasal boşluk bulunması halinde mahalli örf ve adetlerin göz önünde tutulması gereklidir. Bu tür uyuşmazlıkların çözümünde yargıç, gerek zararı saptama, gerekse zararı giderici önlemleri bulma yönünden her somut olayın özelliğini gözetmek, tarafların yarar zarar dengelerini değerlendirmek durumundadır.
Komşuluk hukukunu öngördüğü sınırları aşan kullanım halinin saptanması halinde ise, mahkemece, kurulacak hükümde, zararlı davranışın giderim şeklinin ve taraf yükümlülüklerinin açıkça gösterilmesi zorunludur.
Somut olayda; Davacı, davalının taşınmazında evine yaslanmış vaziyette "say" vasfında yapı inşaat ettiği ayrıca avlusunda biriktirdiği hayvan gübrelerinin kokusundan ve hayvanların gürültüsünden rahatsız olduğunu ileri sürerek komşuluk hukukuna dayalı olarak el atmanın önlenmesi ve kal istemiştir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş davalı hükmü temyize getirilmiştir.
Dosya içerisindeki bilirkişi raporlarından; davalının inşa ettiği yapının davalının 13 parsel sayılı taşınmazı kapsamında kaldığı, davacı taşınmazına tecavüzü bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Davalının avlusunda davacının evini 8.50 metre uzaklıkta hayvan gübrelerini biriktirmesi tarım ve hayvancılıkla iştigal edilen köy şartlarında yukarıda belirtilen "komşuluğun olağan hoşgörü sınırlarını aşan ve komşunun kendisi ve ailesi ile taşınmazı zararına aşırı derecede etkili olabilecek" türden bir iş ve eylem olarak kabulü mümkün değildir.
Bu itibarla, davalının yukarıda belirtilen ilkelere aykırı şekilde komşuluk hukukunun öngördüğü sınırları aşan bir kullanım hali saptanmadığından davanın reddine karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 15.4.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy