(4721 S. K. m. 684, 718, 725)
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 28.6.2002 gününde verilen dilekçe ile Medeni Kanunun 725. maddesi gereğince tapu iptali ve tescil, karşı dava ile el atmanın önlenmesi ve kal istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne, karşı davanın reddine dair verilen 31.7.2003 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi dayalı (karşı davacı) vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar
Yasal ayrıcalıklar dışında, Medeni Kanun'un 684/1 ve 718/2 maddelerine göre, arazinin mülkiyeti ve buna bağlı olan tasarruf hakkı o arazide kalıcı olmak koşuluyla yapılan şeyleri de kapsar. Bunun ayrıcalıklarından birisi de Medeni Kanun'un 725. maddesinde düzenlenmiş olup, madde hükmü;
"Bir yapının başkasına ait araziye taşırılan kısmı, eğer yapıyı yapan malik taşırılan arazi üzerinde bir irtifak hakkına sahip bulunuyorsa, ona ait taşınmaz bütünleyici parça olur.
Böyle bir irtifak hakkı yoksa, zarar gören malik taşmayı öğrendiği tarihten başlayarak onbeş gün içinde itiraz etmediği, aynı zamanda durum ve koşullar da haklı gösterdiği takdirde, taşkın yapıyı iyi niyetle yapan kimse uygun bir bedel karşılığında taşan kısım için bir irtifak hakkı kurulmasının veya bu kısmın bulunduğu arazi parçasının kendisine devrini isteyebilir" şeklindedir.
Böylece, muhdesat arasındaki bağlantı kesilmiş ve aşağıdaki koşulların oluşması halinde ise, bina sahibine ayrılmaz parça niteliğindeki taşkın yapı için üzerinde bulunduğu taşınmaza malik olabilme olanağı tanınmıştır.
Bunun için:
1- Tapuya kayıtlı özel mülkiyete konu bir taşınmaz üzerinde, temelli kalması amacıyla yapılan binanın ayrılmaz parçasının yine tapuda kayıtlı üçüncü kişiye ait taşınmaza taşkın yapılmış olmalıdır.
2- Anılan maddede bina sahibine tanınan bu hak, kişisel hak niteliğinde olup, bina sahibi ve onun külli halefleri tarafından, inşaat yapılırken taşınmazın maliki kim ise ona ya da onun külli haleflerine karşı ileri sürülebilir.
3- Bu inşaatı kendi malzemesi ile yapan kişinin, inşaatın başlangıcından bitimine kadar iyi niyetli olması, diğer bir anlatımla zeminin kendisine ait olduğu ya da 5.7.1944 tarihli 12/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı'nda da belirtildiği gibi mülkiyetin ileride kendisine geçirileceği inancıyla hareket etmesi gereklidir (sübjektif koşul).
4- Taşkın yapının bulunduğu arazi parçasının ana taşınmazdan ifrazı ile binanın bulunduğu taşınmaza tevhidi olanaklı olmalıdır.
5- İptale veya irtifak hakkına konu olacak zemin bedelinin hükümden önce depo ettirilmek koşuluyla arsa sahibine ödenmesine karar verilmeli, önceden ödenmiş bedel var ise bu miktar, ödenecek bedelden mahsup edilmelidir.
Bu ilkeler doğrultusunda somut olaya bakıldığında;
Davacı, davalı taşınmazına tecavüzlü olarak inşa ettiği "duvar" nedeniyle temliken tescil istemiştir.
Davalı ise, karşı dava ile el atmanın önlenmesi ve kal talebinde bulunmuştur.
Mahkemece, temliken tescil isteminin kabulüne, el atmanın önlenmesi ve kal talebinin reddine karar verilmiş, davalı (karşı davacı) vekili hükmü temyize getirmiştir.
Yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda, taşkın olduğu belirlenen duvar Medeni Kanun'un 725. maddesi anlamında "yapı" niteliğinde değildir. Bu itibarla; mahkemece temliken tescil talebinin reddine, el atmanın önlenmesi ve kal talebinin kabulüne karar vermek gerekirken yazılı gerekçe ile temliken tescil talebinin kabulü doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalı (karşı davacı) vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 22.4.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy