(4721 S. K. m. 737)
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 12.5.2003 gününde verilen dilekçe ile komşuluk hukuku gereğince taşınmazın ahır olarak kullanılmasının önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 30.9.2003 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Davacı vekili 16.5.2003 tarihli dilekçesi ile davacının maliki olduğu 1351 parsel sayılı taşınmaza bitişik, komşu 1350 parsel sayılı taşınmaza yapılan ahırda, beslenilen büyükbaş hayvanların çıkardığı gürültüler, sıvı ve katı atıkları nedeniyle yayılan kokular sonucu rahatsız olduğunu, çevre sağlığı açısından da zarar doğduğunu ileri sürerek, ahırın kullanılmasının engellenmesini istemiştir.
Mahkemece, davalıya ait 1350 parsel sayılı taşınmazın ahır olarak kullanılmasının engellenmesine ve taraflar arasındaki muarazanın bu şekilde giderilmesine, karar verilmiştir.
Davalı vekili kararı temyiz etmiştir.
Hemen belirtmek gerekir ki, isteğin gerek ileri sürülüş ve gerekse nitelendiriliş itibariyle yeni Türk Medeni Kanunu'nun 737. maddesinde deyimini bulan komşuluk hukukuna ilişkin olduğu açıktır. Gerçekten Türk Medeni Kanunu'nun 737. maddesinde, "Herkes, taşınmaz mülkiyetinden doğan yetkileri kullanırken ve özellikle işletme faaliyetini sürdürürken, komşularını olumsuz şekilde etkileyecek taşkınlıktan kaçınmakla yükümlüdür. Özellikle, taşınmazın durumuna, niteliğine ve yerel ad.ete göre komşular arasında hoş görülebilecek dereceyi aşan duman, buğu, kurum, toz, koku çıkartarak, gürültü veya sarsıntı yaparak rahatsızlık vermek yasaktır. Yerel adete uygun ve kaçınılmaz taşkınlıklardan doğan denkleştirmeye ilişkin haklar saklıdır." denilmektedir. Bilindiği gibi bu hükmün yüklettiği mükellefiyet, mülkün kullanılmasında komşuya zarar verecek taşkınlıktan kaçınmaktır. Taşkınlıktan maksat ise; komşuluğun olağan hoşgörü ölçülerini aşan ve komşu taşınmaz zararına etkili olabilecek davranışlar ve eylemlerdir. Öte yandan kullanmanın taşkınlık sayılıp sayılmayacağının belirlenmesinde taşınmazın bulunduğu yerin kullanım amacının niteliğinin ve ayrıca yöresel örfün de nazara alınması gerekir. O halde konunun uzmanı olan kişilerden oluşturulacak bilirkişi kurulu aracılığı ile yerinde yeniden keşif yapılmalı, bilirkişilerden yukarıda değinilen ilkeleri karşılayan ayrıntılı bilimsel ve gerekçeli rapor alınmalı; böylece zarar görme iddiasının derecesi ve zararı giderici önlemlerin neler olabileceği, dosyaya getirtilecek bu konudaki yönetmelik hükümleri de dikkate alınarak kesin biçimde ortaya çıkarılmalıdır. Giderilmesi zorunlu zararın saptanması durumunda da raporda önerilen yada önlemlerden olaya en uygun düşenine hükmedilmek suretiyle uyuşmazlığa çözüm getirilmelidir. Yerel mahkemenin açıklanan ilke ve olguları gözetmeden mülkiyet hakkının kullanılmasını engelleyecek sosyal ve ekonomik çıkarların tümü ile ortadan kaldırılması sonucunu doğuracak şekilde hüküm kurulması doğru değildir. Açıklanan nedenlerle yazılı şekilde tesis edilen kararın bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 26.01.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy