(743 S. K. m. 671, 672) (4721 S. K. m. 747)
Dava: Davacı Muhittin Akçakoca tarafından, davalı Hazine vd. aleyhine 13.9.2001 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı kurulması istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 19.9.2003 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hazine vekili ve müdahil Ahmet Akçakoca tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, açıldığı tarihte yürürlükte bulunan Türk Medeni Kanunu'nun 671 inci maddesi uyarınca geçit hakkı kurulması isteğine ilişkindir.
Geçit hakkı davalarını, genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunmasına rağmen mevcut bu yol ile ihtiyacı karşılanmayan taşınmaz maliki açabilir.
Bunlardan ilkine mutlak geçit ihtiyacı veya geçit yoksunluğu, ikincisine nisbi geçit ihtiyacı veya geçit yetersizliği denilebilir.
Geçit ihtiyacı olan kişi, davasını öncelikle taşınmazların önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun taşınmaz malikine karşı ve daha sonra bundan en az zarar görecek olana yöneltilmesi gerekir.
Geçit hakkı verilmesi isteğine ilişkin davalarda, bu hak taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından, leh ve aleyhine geçit istenen taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur. Ancak, yararına geçit istenen taşınmazın müşterek mülkiyete konu olması halinde, paydaşlardan bir ya da bir kaçı dava açabilir.
Ülkemizde arazi düzenlemesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın doğrudan yol ihtiyacının karşılanmamış bulunması, geçit davalarının kaynağını oluşturmaktadır. Mahkemece uygun geçit yeri saptanırken öncelikle taraf yararlarının gözetilmesi ilkesi göz önünde tutulmalıdır. Geçit hakkı, taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, bir anlamda özünü komşuluk hukukundan almaktadır denilebilir. Bunun doğal sonucu olarak da yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri de esas alınmalıdır.
Geçit gereksiniminin nedeni, taşınmazın niteliği ile bu gereksinimin nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı, davacının subjektif arzularına göre değil objektif esaslara göre belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakarlığın denkleştirilmesi prensibi de gözetilmelidir.
Bu nedenlerle de bir taşınmaz için 2,5-3 metre genişliğindeki bir yolun yeterli olacağı kabul edilmelidir.
Davacı yararına tesis edilen geçidin, genel yola kesintisiz ulaşması sağlanmalıdır.
Saptanan geçit nedeniyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel de yine objektif kriterlere, taşınmazın niteliğine göre atanacak bilirkişiler aracılığı ile saptanmalıdır. Saptanan bu bedel, hükümden önce depo ettirilmeli, böylece geçit bedelinin geç ödenmesinden doğabilecek sakıncalara meydan verilmemelidir. Aksinin kabulü, maddenin amacı ile de çelişir.
Kurulan geçit hakkının Medeni Kanunun 672. maddesi uyarınca Tapu Siciline kaydı da gereklidir.
Davanın niteliği gereği, yargılama giderleri de davacı üzerinde bırakılmalıdır.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında;
Davacı, 87 parsel sayılı taşınmazının genel yola bağlantısının bulunmadığını ileri sürerek davalılara ait 80 ve 81 parsel sayılı taşınmazlar üzerinden geçit hakkı kurulmasını istemiştir.
Davalılar davanın kabulüne karar verilmiş, hükmü davalı Hazine vekili ile müdahil Ahmet Akçakoca temyiz etmiştir.
Hükmü temyiz eden Ahmet Akçakoca'nın müdahillik isteği usulüne uygun harçlandırılmış bir dilekçe ile yapılmadığından ve keza harçlandırılmış dilekçe ile dahili dava edilmemiş olduğundan ve bu nedenle davada taraf sıfatı bulunmadığından temyiz isteğine ilişkin dilekçenin reddi gerekmiştir.
Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarına gelince;
Geçit kurulan kısmın genişliğinin bilirkişi raporunda gösterilmemiş olması uygulamada belirsizlik yaratacağından infaza elverişli bir hüküm kurulmadığı anlaşılmaktadır. Bundan ayrı, aleyhine geçit kurulan 81 parsel sayılı taşınmaz da geçidin 87 parsel sayılı taşınmazın güneydoğu sınırına kadar kurulması yeterli iken 87 parsele paralel kuzey yönüne doğru raporda yeşil renkle gösterildiği şekilde devam ettirilmesi de denkleştirici adalet ölçüsünü incitir hale getirmiş olmaktadır. Saniyen yargılama giderinin de davacı üzerinde bırakılması gerekirken davalılara yöneltilmesi doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1- Müdahil Ahmet Akçakoca'nın temyiz dilekçesinin reddine, yatırmış olduğu temyiz harcının istek halinde iadesine,
2- Davalı Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 10.05.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy