(1086 S. K. m. 45) (3402 S. K. m. 16)
Dava: Davacı Yeşilyamaç Köyü Tüzel Kişiliği vekili tarafından, davalı Osman Alkaya vd. aleyhine 23.2.2001 tarihinde verilen dilekçe ile tapu iptali ve meraya elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın kabulüne dair verilen 11.6.2003 tarihli hükmün Yargıtay'ca duruşmalı olarak tetkiki davalı Fatma Özer tarafından istenilmekle tayin edilen 29.6.2004 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı Fatma Özer vekili Av. Ali Ataman ile karşı taraftan davacı vekili Av. Hünkar Uslu geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içindeki tüm kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacı Yeşilyamaç Köyü vekili, dilekçesinde sınırlarını belirttiği meranın, 980 günlü ferman ve bu ferman doğrultusunda Eğin Bidayet Mahkemesince verilen 13 Temmuz 1329 gün ve 8 no.lu karar ile, Yeşilyamaç köyünün merası olarak saptanmasına rağmen, 32 parsel numaralı taşınmazın zilyedliğe dayanılarak davalıların murisi Ali oğlu Memiş adına tescil edildiğini, meraların özel mülkiyete konu olamayacağından bu parsele ilişkin tapu kaydının iptalini ve ağaç dikmek, bina yapmak suretiyle müdahalede bulundukları 22.500 metrekarelik kısma elatmanın önlenmesi ve kal isteğinde bulunmuştur.
Davalılardan Fatma Özer, dava konusu yerin 1967 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında babası Memiş Ağa adına tescil edildiğini, davanın 10 senelik hakdüşürücü süreden sonra açıldığını, davacının dayanağı olan ferman aslının dosyaya sunulamaması nedeniyle kanıt olarak değerlendirilemeyeceğini, İstanbul Sulh Hukuk Mahkemesinin 1936/10 Esas s. dosyası ile yapılan tespit uyarınca fermanın hukuken geçerliliğinden söz edilemeyeceğini, Bidayet Mahkemesi kararına konu olan taşınmaz ile eldeki davaya konu olan yerlerin farklı olduğunu, söz konusu meranın davacı köy ile ilgisinin bulunmadığını ve dava konusu yere dikilen ağaçların ve yapılan evin de oğlu Mustafa'ya ilişkin olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulü ile davalıların murisi adına kayıtlı bulunan 32 parsel numaralı taşınmazın mera olduğu gerekçesi ile tapu kaydının iptal edilmesine ve 28 parsel numaralı taşınmazın 20.683.66 metrekarelik kısmına yapılan müdahalenin önlenmesine, bağ evinin yıkılmasına karar verilmiş, hüküm, davalı Fatma Özer vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mera, yaylak ve kışlaklara ait uyuşmazlıklarda, kimlerin dava açabileceğine ait kanuni düzenleme yoktur. Ancak devletin hüküm ve tasarrufu altındaki meralar üzerinde, aidiyet iddiasıyla elatmanın önlenmesi, tapu iptali ve mera olarak sınırlandırma veya tesbitin iptali ve mera olarak sınırlandırma istemiyle açılacak davaları, taşınmazın bulunduğu köy ya da Belediye tüzel kişiliği açabileceği gibi doğrudanlık ilkesi uyarınca bu meradan yararlanma hakkı olan köy yada Belediye halkından bir yada birkaç kişi de açabilir.
Mera olduğu iddia edilen taşınmazın kadastro ile oluşan tesbit sonucu Hazine adına özel mülk olarak tescil edilmesi durumunda da bu taşınmazın Hazine tarafından üçüncü kişilere devri yolu ile veya herhangi bir sebeple özel mülkiyete konu edilmesi ihtimal dahilinde bulunduğundan yukarda açıklandığı üzere hukuki yararları bulunduğundan gerçek kişilerin bu taşınmaza ilişkin tapu kaydının iptali ile mera olarak sınırlandırılması istemiyle dava açma hak ve menfaatlerinin varlığını kabul etmek gerekir.
Somut olaya gelince;
Davacı Köy tüzel kişiliği, davalıların murisi adına kayıtlı 32 parsel numaralı taşınmaz ile davalıların kullanımındaki bir kısım yerin mera olduğu iddiası ile tapu iptali, meraya elatmanın önlenmesi ve kal isteği ile dava açmıştır. Ancak dava konusu 28 parsel numaralı taşınmaz; dosyaya sunulan kanıtlar, yerelinde yapılan keşif ve hükme esas alınan bilirkişi raporuna göre 1967 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında çalılık niteliği ile Hazine adına tescil edilmiştir. Taşımazın tapu kaydındaki bu niteliği değiştirilmedikçe fiilen mera olarak kullanılması halinde dahi davacının aktif husumet ehliyetinden söz etmek mümkün değildir.
Belirtilen sebeple mahkemece; davacıya, mera olduğu iddia edilen müdahaleye konu 28 parsel numaralı taşınmaza ilişkin tapu kaydının iptali ile mera olarak sınırlandırılması istemi ile dava açmak üzere önel verilmeli, açılacak dava eldeki dava ile birleştirilmeli veya bekletici sorun yapılarak, anılan dava sonucunda verilen karar uyarınca oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken bütün bu hususlar gözetilmeksizin işin esasına girilerek ve yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru görülmemiş ve hüküm bozmayı gerektirmiştir.
Kabule göre de;
Eldeki bu dosya ile mahkemenin 1998/11 Esas 2003/7 Karar s. dosyasındaki dava konusu yer ile davalılar arasındaki bağlantı gözetilerek ve biri hakkında verilecek kararın sair dosyada verilecek kararı etkileyecek nitelikte olması nedeniyle kanıtların birlikte değerlendirilmesi yönünden HUMK. nun 45. maddesi uyarınca davaların birleştirilmesinin düşünülmemesi ve 32 parsel numaralı taşınmazın mera olduğunun kabulü ile tapu kaydının iptal edilmesine karar verilmiş olmasına rağmen, 3402 S. Kanunun 16/B maddesi uyarınca mera olarak sınırlandırmasına karar verilmemiş olması da doğru görülmemiştir.
Sonuç: Davalı Fatma Özer vekilinin temyiz itirazlarının yukarda yazılı sebeplerle kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususların incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının yatırana geri verilmesine, 375.000.000. TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı Fatma Özer'e verilmesine, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesi uyarınca ilamın tebliğinden itibaren 15 günlük karar düzeltme yolu açık olmak üzere 29.06.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy