(4721 S. K. m. 737) (1086 S. K. m. 388, 389)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 8.11.2002 gününde verilen dilekçe ile komşuluk hukuku gereğince davalı taşınmazında bulunan ahırın vermiş olduğu zararın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 16.1.2004 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacı 8.11.2002 tarihli dilekçesi ile Geyve ilçesi Gazi Süleymanpaşa mahallesinde bulunan maliki olduğu 3 katlı kargir ev cinsli 107 parsel sayılı taşınmaza bitişik komşusu bulunan davalı adına kayıtlı 125 parsel sayılı taşınmazda davalı tarafından yapılan ahırda beslenilen büyükbaş hayvanların çıkardığı sıvı ve katı atıkları nedeniyle yayılan kokular sonucu rahatsız olduğunu, çevre ve insan sağlığı açısından zarar doğduğunu ileri sürerek ahırın ve gübrelerin ortadan kaldırılması ile zararın önlenmesini istemiştir.
Davalı vekili nizalı ahırın davalı parseli içerisinde ve davacı sınırından 2,30 metre uzakta bulunup İmar Kanunun uygulamasına göre idari yargının görevli olduğunu, ayrınca Medeni Kanunun 737. maddesine göre yerel adet açısından hoşgörü sınırını aşan rahatsızlık bulunmadığını beyanla davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalıya ait taşınmazda kurulan ahırın davacıya ait 107 parsel sayılı taşınmazın sınırından en az 3 metre mesafeye çekilmesi ve davalı tarafından ahırın ve çevresinin rahatsızlık vermeyecek ölçüde temiz tutulması sureti ile zarar ve rahatsızlığın giderilmesi sureti ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davalı vekili kararı temyiz etmiştir.
Hemen belirtmek gerekir ki, isteğin gerek ileri sürülüş ve gerekse nitelendiriliş itibariyle yeni Türk Medeni Kanunun 737. maddesinde deyimini bulan komşuluk hukukuna ilişkin olduğu açıktır. Gerçekten Türk Medeni Kanunun 737. maddesinde, Herkes, taşınmaz mülkiyetinden doğan yetkileri kullanırken ve özellikle işletme faaliyetini sürdürürken, komşularını olumsuz şekilde etkileyecek taşkınlıktan kaçınmakla yükümlüdür.
Özellikle, taşınmazın durumuna, niteliğine ve yerel adete göre komşular arasında hoş görülebilecek dereceyi aşan duman, buğu, kurum, toz, koku çıkartarak, gürültü ve sarsıntı yaparak rahatsızlık vermek yasaktır.
Yerel adete uygun ve kaçınılmaz taşkınlıklardan doğan denkleştirmeye ilişkin haklar saklıdır denilmektedir. Bilindiği gibi bu hükmün yüklettiği mükellefiyet, mülkün kullanılmasında komşuya zarar verecek taşkınlıktan kaçınmaktır. Taşkınlıktan maksat ise; komşuluğun olağan hoşgörü ölçülerini aşan ve komşu taşınmaz zararına ektili olabilecek davranışlar ve eylemlerdir. Öte yandan kullanmanın taşkınlık sayılıp sayılmayacağının belirlenmesinde taşınmazın bulunduğu yerin kullanım amacının niteliğinin ve ayrıca yöresel örfünde nazara alınması gerekir.
O halde konunun uzmanı olan kişilerden oluşturulacak bilirkişi kurulu aracılığı ile yerinde yeniden keşif yapılmalı, bilirkişilerden yukarıda değinilen ilkeleri karşılayan ayrıntılı bilimsel ve gerekçeli rapor alınmalı; böylece zarar görme iddiasının derecesi ve zararı giderici önlemlerin neler olabileceği dosyaya getirtilecek bu konudaki yönetmelik hükümleri ve ayrıca tarafların imzasını içeren davalı vekili tarafından 9.5.2003 tarihli celsede dosyaya ibraz edilen sözleşme hükümleri de dikkate alınarak kesin biçimde ortaya çıkarılmalıdır. Giderilmesi zorunlu zararın saptanması durumunda da raporda önerilen ya da önlemlerden olaya en uygun düşenine hükmedilmek suretiyle uyuşmazlığa çözüm getirilmelidir. Yerel mahkemenin açıklanan ilke ve olguları gözetmeden, Medeni Kanununun 737. maddesinde yazılı düzenleme çerçevesinde davanın değerlendirilmesi yapılmadan yazılı şekilde tesis edilen hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
HUMK. nun 388 ve 389. maddeleri gereğince hüküm kısmında talep sonuçlarından her biri hakkında verilen hüküm ile taraflara yüklenen borç ile hakların birer birer açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak ve infaz edilebilir şekilde gösterilmesi gerekir. Aksi halde, taraflar arasındaki uyuşmazlık giderilmiş olmaz ve yeni bazı çekişmelerin doğmasına sebebiyet verilir. Bu nedenle kabule göre de yukarıda sözü edilen yasa hükümlerine aykırı biçimde, infaza elverişli bulunmayacak şekilde hüküm fıkrası oluşturulması doğru değildir.
Sonuç: Yukarıda yazılı gerekçelerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının yatırana geri verilmesine, 11.10.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy