(2004 S. K. m. 184, 191) (4721 S. K. m. 716)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 09.02.2000 gününde verilen dilekçe ile noter satış vaadi sözleşmesi gereğince tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine, ayrıca husumet yokluğu hususu göz önüne alınarak davanın reddine dair mevcut kararın aynen kabulü ile asli müdahale davasının da bu yönden kabulüne dair verilen 10.12.2002 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı H. vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, satış vaadi sözleşmesine dayanan tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Gayrimenkul satış vaadi sözleşmeleri tam iki tarafa borç yükleyen ve alacaklısına kişisel hak sağlayan sözleşmelerdendir. Gerçekten vaad alacaklısı sözleşme koşullarına uymayan devir borçlusundan mülkiyet devrini açacağı davada talep edebilir. Ancak bunun için ortada yeterli ve geçerli satış vaadi sözleşmesi bulunmalıdır.
Somut olayda; taraflar arasındaki gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinin noterde 05.02.1998 tarihinde düzenlendiği, borçlu şirket temsilcisi olarak İ'nin satış vaadinde bulunduğu görülmektedir. Ne var ki bu tarihten önce, Eskişehir Asliye 1. Hukuk Mahkemesi'nin 19.07.1990 tarih 1990/298-710 sayılı kararı ile vaad borçlusu K. Sanayii ve Limited Şirketinin iflasına karar verilmiş, şirket hakkındaki bu iflas kararı yine aynı yer mahkemesince 19.11.1998 tarihinde kaldırılmıştır. Görülüyor ki, tasarrufi işlem iflastan sonra ve ancak iflasın kaldırılmasından önceki bir dönemde yapılmıştır.
İflasın borçlu ( müflis ) bakımından sonuçlarını düzenleyen İcra İflas Kanunu'nun 184. maddesi uyarınca iflasın açıldığı anda müflisin haczedilebilen bütün mal alacak ve hakları kendiliğinden iflas masasına girer. Burada, borçlunun haczedilebilen bütün malları iflasın açılmasıyla bir bakıma "özel mamelek" haline gelmektedir. Borçlu ise artık masaya giren bu mallar üzerinde tasarrufta bulunamaz. Masanın idaresi de iflas organlarına aittir. İcra İflas Kanunu'nun 191. maddesince, müflisin tasarrufa ehliyetsiz olduğu bir dönemde yaptığı sözleşmeye dayanılarak icrası istenemeyeceğinden ve satış vaadine iflas döneminde masanın iflasın kalkmasından sonra davalı şirketin icazet verdiği iddia ve ispat edilmediğinden, mahkemece, davanın açıklanan bu nedenlerle reddi gerekir.
Sonuç: Her ne kadar davanın değişik bazı gerekçelerle reddi doğru değil ise de hüküm sonuçta davanın reddine dair olduğundan, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 438/son maddesi uyarınca karar gerekçesinin yukarıda yazılı sebeplerle düzeltilerek hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenden tahsiline, 21.10.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy