(4721 S. K. m. 683, 737) (743 S. K. m. 661) (YHGK 04.12.1996 T. 1996/14-763 E. 1996/864 K.)
Davacı tarafından, davalı aleyhine 8.10.2002 gününde verilen dilekçe ile müdahalenin önlenmesi ve kal istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 22.4.2004 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı H.n Erdoğan tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Dava tapu tahsis belgesine dayalı elatmanın önlenmesi ve kal istemine ilişkindir. Hukuk Genel Kurulunun 4.12.1996 tarih ve 763-864 sayılı kararında belirtildiği üzere tapu tahsis belgeleri mülkiyet belgesi olmayıp ilgilisine kişisel hak sağlayan bir zilyetlik belgesidir. Krokiden izlendiği gibi, davacı ve davalı üzerinde bina ve müştemilatları bulunan ayrı ayrı parsellerde komşudur. Davacı davalının yaptırdığı bahçe duvarının binasına dayandırıldığını bu durumun kötü niyetle meydana getirildiğini, bu hali ile davanın komşuluk hukukuna aykırı davranarak kendisini zararlandırdığını vaki elatmanın önlenmesini istemiştir.
Medeni Kanunun 683 maddesi Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. hükmü ile malikin mülkiyet hakkının hukuksal sınırlar içinde kullanabileceğini düzenlemiştir. Anılan Kanunun taşınmaz mülkiyet hakkının kısıtlamalarını düzenleyen Komşu hakkı bölümünde kullanım biçimi başlığı altında yer alan 737. (önceki Medeni Kanunun 661.) maddesi Herkes, taşınmaz mülkiyetinden doğan yetkilerini kullanırken ve özellikle işletme faaliyetini sürdürürken, komşuların etkileyecek taşkınlıktan kaçınmakla yükümlüdür. Özellikle; taşınmazı durumuna, niteliğine ve yerel âdete göre komşular arasında hoş görülebilecek dereceyi aşan duman, buğu, kurum, toz, koku çıkartarak, gürültü ve sarsıntı yaparak rahatsızlık vermek yasaktır. Yerel âdete uygun ve kaçınılmaz taşkınlıklardan doğan denkleştirmeye ilişkin haklar saklıdır. hükmü ile de malike, mülkün kullanılmasında komşuya zarar verecek taşkınlıklardan sakınma ödevi yükleyerek, yasal kısıtlamalardan birisini düzenlemiştir.
Taşkınlıktan amaç ise, komşuluğun olağan hoşgörü sınırlarını aşan ve komşunun kendisi ve ailesi ile taşınmazı zararına aşırı derecede etkili olabilecek iş ve eylemlerdir. Bu eylemlerin saptanmasında, taşınmazın bulunduğu yerin kullanma amacının, niteliğinin, konuya ilişkin düzenlemelerin ve yasal boşluk bulunması halinde mahalli örf ve adetlerin göz önünde tutulması gereklidir. Bu tür uyuşmazlıkların çözümünde hakim, gerek zararı saptama, gerekse zararı giderici önlemleri bulma yönünden her somut olayın özelliğini gözetmek, tarafların yarar zarar dengelerini değerlendirmek durumundadır.
Komşuluk hukukunun öngördüğü sınırları aşan kullanım halinin saptanması halinde ise, mahkemece, kurulacak hükümde, zararlı davranışın giderim şeklinin ve taraf yükümlülüklerinin açıkça gösterilmesi zorunludur.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında;
Mahkemece yapılacak iş; yerinde yeniden keşif yapılarak inşaat mühendisi bir bilirkişi huzuru ile davalının bahçe duvarı yaparak davacı parseline ve özellikle binası ve müştemilatına komşuluk hukuku yönünden giderilmesi zorunlu aşırı bir kullanım halinin bulunup bulunmadığını saptamak varsa bunun hangi yöntemle giderileceğini belirlemek, bu şekildeki deliller toplandıktan sonra sonucuna uygun bir hüküm kurmak olmalıdır. Eksik araştırma ve inceleme ile dava yazılı şekilde ret olunduğundan karar bozulmalıdır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 13.12.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy