(818 S. K. m. 22, 213, 390) (4721 S. K. m. 2, 3, 706, 716) (743 S. K. m. 634, 642)
Dava ve Karar: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 19.4.2000 tarihinde verilen dilekçe ile tapu iptal, tescil, birleşen dava sözleşmenin feshi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; tapu iptali tescil davasının reddine, sözleşmenin feshi davasının kabulüne dair verilen 13.2.2004 tarihli hükmün Yargıtay'ca tetkiki davacı-karşı davalı Gülşen vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içindeki tüm kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Dava, satış vaadi sözleşmesine dayanan tapu iptali ve tescil, birleştirilen dava ise satış vaadi sözleşmesinin feshine ilişkindir. Kaynağını Borçlar Kanunu'nun 22. maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Borçlar Kanunu'nun 213. maddesi ile Türk Medeni Kanunu'nun 706 (önceki Medeni Yasanın 634) ve Noterlik Kanunu'nun 89. madde hükümleri uyarınca noter önünde resen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Vaad alacaklısı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet devir borcu yüklenen satıcıdan edim yerine getirilmediğinde Medeni Yasanın 716 (önceki Medeni Yasa 642) maddesi uyarınca açacağı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmen yerine getirilmesini isteyebilir.
Somut olayda; taraflar arasındaki satış vaadi sözleşmesinin vekil aracılığı ile düzenlendiği görülmektedir. Borçlar Yasasının vekalete ait hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin vekil edene karşı olan borçlarının çoğu da bu güven unsurundan doğar. Borçlar Yasanın 390/2 maddesindeki Vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir... şeklindeki hükmü de bunu doğrulamaktadır. O yüzden vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme onu zararlandıran davranışlardan kaçınma zorundadır. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayan bir eylem veya işlem yapan vekil yukarda sözü edilen kanunun birinci fıkrası uyarınca vekil edene karşı sorumludur. Şayet vekil ile sözleşme yapan kişi, Medeni Yasanın 3. maddesi anlamında iyiniyetli ise başka bir anlatımla vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenin özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa onun vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni de bağlar. Vekil vekalet görevcini kötüye kullanmış olsa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır. Vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı hakları etkilemez. Fakat; üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içinde ise ya da kötüniyetli olarak vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması Medeni Yasanın 2. maddesindeki dürüstlük kuralının doğal bir sonucu kabul edilmelidir. Anılan kanun hükmü emredici nitelik taşıdığından ileri sürülmese de hakim tarafından kendiliğinden göz önünde tutulmalıdır. Aksinin kabulü kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Dairemizin kararlılık kazanmış uygulaması da bu doğrultudadır.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında;
Davacı Gülşen ile 12.1.1995 tarihli vekaletnameye dayanarak bu kişiye satış vaadinde bulunan Mehmet Uslu karı koca, davalı Adnan Aras ise davacının kardeşidir. Bunlar konumları gereği üçüncü kişi vekil ile davacının çıkar ve işbirliği neticesinde ya da kötü niyetli olarak vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gereken kişilerdir. Bu durum kanıtlanırsa davacı Medeni Yasanın 2. maddesindeki dürüstlük kuralı gereği sözleşmenin hüküm ve sonuçlarından yararlanamayacağından mahkemece birleştirilen davadaki muvazaa iddiasının açığa kavuşturulması gerekir. Çünkü tek başına değerler arasında önemli sayılmayacak düşüklük, davacının ekonomik güçsüzlüğü gibi bazı nedenleri satış vaadi sözleşmesinin geçersizliğini kabul için yeterli değildir. O durumda tarafların yukarıdan beri sayılan delilleri istenip, toplanmalı, verilirse bu deliller ile mevcut deliller birlikte değerlendirilerek, sonucu doğrultusunda hükme varılmalıdır. Eksik araştırma ve inceleme ile tescil davası red edildiğinden hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Yukarda yazılı sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, istem halinde temyiz harcının yatırana iadesine, 16.12.2004 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy