(4721 S. K. m. 856) (1086 S. K. m. 76) (2004 S. K. m. 105, 143, 277, 278, 279, 280)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 6.5.2003 gününde verilen dilekçe ile ipoteğin kaldırılması istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın reddine dair verilen 10.6.2004 günlü hükmün Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 7.12.2004 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden gelmedi. Karşı taraftan davalı Av. Ahmet Özaydın vekili Ali Solak geldi. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacı; davalı Ahmet Başaran'dan alacaklı olduğunu hakkında icra takibine giriştiğini, takibin kesinleştiğini, ancak davalı Ahmet'in takibi sonuçsuz bırakmak kastıyla maliki olduğu 438 parseldeki 2/10 payına diğer davalı Ahmet Özaydın yararına 20 milyar bedelli ipotek tesis ettiğini, esasen her iki davalının dünür olduklarını ipoteğin kaldırılmasını istemiştir.
Davalı Ahmet Özaydın ipoteğin verilen borç karşılığı tesis olunduğunu davanın reddini savunmuş, mahkemece davanın reddine dair hükmü davacı temyiz etmiştir.
Olayın hukuksal nitelendirilmesi ve değerlendirilmesi hakime aittir. H.U.M.K. nun 76. maddesinin öngördüğü ilke bunu gerektirir. Tarafların ileri sürdükleri maddi olay amaçlarına ve yasaya uygun olarak nitelendirildiğinde uyuşmazlığın İ.İ.K.nun 277 vd. maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali talebinden kaynaklandığı açıkça görülür. Zira, davacı davalılar arasındaki ipotek işleminin borçlu davalı Ahmet Başaran hakkındaki takibi sonuçsuz bırakmak maksadıyla iptalini istemektedir. Gerçekten, bu tür davalarda amaç, tasarrufa konu mal üzerinde alacaklının takibe konu ettiği alacağının cebri icra yoluyla teminidir. İptal nedenleri ise tahdidi olmasa da İ.İ.K.nun 278, 279 ve 280 maddelerinde sayılmıştır. Ancak, burada hemen belirtilmelidir ki, Yasanın 277. maddesi uyarınca iptal davasını elinde muvakkat (İ.İ.K. m. 105) veya kati (İ.İ.K. m. 143) aciz vesikası bulunan alacaklılar, iflas idaresi yahut 245, maddede ve 255.maddenin 3. fıkrasında yazılı hallerde alacaklıların kendileri açabilir. Aciz belgesi ise dava açıldıktan hatta kararın Yargıtay'ca bozulmasından sonra verilebilir.
O halde mahkemece davacı alacaklıya aciz belgesi ibraz etmek üzere, yeterli süre verilmeli dava koşulu yerine getirilirse uyuşmazlık tasarrufun iptali davası olarak nitelendirilerek, toplanan deliller özellikle İ.İ.K. nun 280. maddesi çerçevesinde değerlendirilip sonuçlandırılmalı, dava koşulu yerine getirilmez ise istem usulü nedenle reddolunmalıdır. Bütün bu yönler bir yana bırakılarak dava reddolunduğundan karar bozulmalıdır.
Sonuç: Yukarıda yazılı nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 07.12.2004 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy