(743 S. K. m. 671, 672) (4721 S. K. m. 747, 748)
Dava: Davacı Hayrettin Dizkırıcı mirasçıları vd. vekili tarafından, davalı Adem Öten aleyhine 30.3.2001 gününde verilen dilekçe ile geçit ve mecra hakkı tesisi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 24.10.2003 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Adem vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, açıldığı tarihte yürürlükte bulunan Türk Medeni Kanunu'nun 671 inci maddesi uyarınca geçit hakkı kurulması isteğine ilişkindir.
Geçit hakkı davalarını, genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunmasına rağmen mevcut bu yol ile ihtiyacı karşılanmayan taşınmaz maliki açabilir.
Bunlardan ilkine mutlak geçit ihtiyacı veya geçit yoksunluğu, ikincisine nisbi geçit ihtiyacı veya geçit yetersizliği denilebilir.
Geçit ihtiyacı olan kişi, davasını öncelikle taşınmazların önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun taşınmaz malikine karşı ve daha sonra bundan en az zarar görecek olana yöneltilmesi gerekir.
Geçit hakkı verilmesi isteğine ilişkin davalarda, bu hak taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından, leh ve aleyhine geçit istenen taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur. Ancak, yararına geçit istenen taşınmazın müşterek mülkiyete konu olması halinde, paydaşlardan bir ya da bir kaçı dava açabilir.
Ülkemizde arazi düzenlemesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın doğrudan yol ihtiyacının karşılanmamış bulunması, geçit davalarının kaynağını oluşturmaktadır. Mahkemece uygun geçit yeri saptanırken öncelikle taraf yararlarının gözetilmesi ilkesi gözönünde tutulmalıdır. Geçit hakkı, taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, bir anlamda özünü komşuluk hukukundan almaktadır denilebilir. Bunun doğal sonucu olarak da yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri de esas alınmalıdır.
Geçit gereksiniminin nedeni, taşınmazın niteliği ile bu gereksinimin nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı, davacının subjektif arzularına göre değil objektif esaslara göre belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakarlığın denkleştirilmesi prensibi de gözetilmelidir.
Bu nedenlerle de bir taşınmaz için 2,5-3 metre genişliğindeki bir yolun yeterli olacağı kabul edilmelidir.
Davacı yararına tesis edilen geçidin, genel yola kesintisiz ulaşması sağlanmalıdır.
Saptanan geçit nedeniyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel de yine objektif kriterlere, taşınmazın niteliğine göre atanacak bilirkişiler aracılığı ile saptanmalıdır. Saptanan bu bedel, hükümden önce depo ettirilmeli, böylece geçit bedelinin geç ödenmesinden doğabilecek sakıncalara meydan verilmemelidir. Aksinin kabulü, maddenin amacı ile de çelişir.
Kurulan geçit hakkının Medeni Kanunun 672. maddesi uyarınca Tapu Siciline kaydı da gereklidir.
Davanın niteliği gereği, yargılama giderleri de davacı üzerinde bırakılmalıdır.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında
Davacılar vekili 30.3.2001 tarihli dilekçesi ile 1360 ve 1362 parsel sayılı taşınmazları lehine davalı adına tarla cinsi ile kayıtlı 1363 parsel sayılı taşınmazdan mecra ve geçit hakkı tesisini istemiştir.
Davalı vekili 16.9.2003 tarihli keşifteki beyanında öncelikle krokide C ve D harfleri ile belirlenen ve kuru dereden yol verilmesi gerektiği, ancak Mahkeme aksi düşüncede ise davalı 1363 sayılı parselin dere sınırından taşınmazı bölmeyecek şekilde yol verilmesi gerektiğini beyanla davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne, 18.9.2003 tarihli keşif krokisinde belirlenen A ve B harfleri ile gösterilen yerlerden "davacılar lehine" 1363 sayılı davalı parselden geçit hakkı tesisine depo edilen bedelin davalıya ödenmesine, yargılama giderlerinin davacılar üzerinde bırakılmasına karar verilmiştir.
Davalı 1363 parsel sayılı taşınmazın maliki vekili kararı temyiz etmiştir.
Somut olayda davacı 1360 ve 1362 parsel sayılı taşınmazların yola cepheli olmadığı sabittir. Ancak yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına göre geçite elverişli olduğu tespiti halinde geçit için kuru dereden yararlanılabilir. Bu nedenle davacı 1360 ve 1362 parsel sayılı taşınmazların doğrudan sınırdaş oldukları kuru dereden yol olarak yararlanıp yararlanamayacağı uzman bilirkişiler vasıtasıyla araştırılmalı, eğer bu olanak yoksa davalı 1363 parsel sayılı taşınmazın kenarından (sınırından) yola ulaşma imkanı düşünülmelidir. Bu nedenle yukarıda belirtilen ilkelere uygun inceleme ve araştırma yapılmadan ve ayrıca davalıya ait taşınmazın ekonomik ve zirai bütünlüğünü bozacak şekilde tesis edilen hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. Ayrıca kabule göre geçit hakkı önceki Medeni Kanunun 671 ve 672, Yeni Kanunun 747 ve 748. maddeleri gereğince taşınmaza bağlı bir irtifak niteliğinde olduğundan taşınmazların leh ve aleyhinde kurulması gerekirken hüküm fıkrasında davacılar lehine şeklindeki ifade yasaya aykırı olduğu gibi yine kabule göre davalı parselin A harfi ile tespit edilen güzergahı üzerindeki ağaçların bedelinin depo ettirilmemesi yasaya aykırı görülmüştür.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 05.04.2004 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy