(818 S. K. m. 158, 163, 213) (4721 S. K. m. 706, 1023, 1024) (1512 S. K. m. 89)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 16.6.2004 gününde verilen dilekçe ile harici satın almaya dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabul-kısmen reddine dair verilen 22.3.2005 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne duruşma isteminin değerden reddine karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davada 20.3.1997 günlü sözleşmeye dayanılarak bu sözleşme ile satın alınan 89 ada 33 parsel üzerinde inşaa edilen yapıdaki zemin kat giriş sağ taraftaki dükkanın tescili, ıslah yoluyla ileri sürülen taleple de tescil olanaklı değilse satışa konu dükkanın rayiç bedeli ve sözleşmede kararlaştırılan cezai şart alacağının tahsili istenmiştir. Mahkemece, dayanılan satış sözleşmesi adi yazılı olduğundan resmi biçim koşuluna uyulmadan yapılan sözleşmeye dayanılarak tescil talebinde bulunmayacağından tescil talebinin reddine, geçersiz sözleşme nedeniyle davalı şirkete ödenen bedelin tahsiline, yine sözleşme geçersiz olduğundan buna dayanılarak da cezai şart istenemeyeceğinden cezai şart talebinin reddine karar verilmiş, hükmü davacı temyiz etmiştir.
Dayanılan 20.3.1997 günlü sözleşmede davalılardan Sergen İnşaat Tic. Ltd. Şirketinin satıcı olarak imzası bulunmaktadır. Ancak anılan şirketin dava konusu dükkanı hangi sıfatla hareket ederek davacıya sattığı anlaşılamamaktadır. Şayet bu satış davalı şirketin dava dışı kişilere yaptığı arsa payı devri karşılığı inşaat sözleşmesine dayanmakta ve davalı şirket o sözleşme ile kazanacağı şahsi hakkı davacıya devretmekte ise dayanılan satış sözleşmesi Borçlar Kanunu'nun 163. maddesi hükmünce yazılı yapıldığından geçerli olacaktır. Bu yüzden mahkemece öncelikle davalı şirketin 20.3.1997 tarihli sözleşmenin yapıldığı sıradaki sıfatının açıklığa kavuşturulması önem kazanmaktadır. Bu konuda davanın tarafları isticvap olunmalı, bildirilecek tüm deliller toplanmalı, satışın geçerli olup olmadığı toplanacak deliller doğrultusunda değerlendirilmelidir. Bütün bu araştırmalar sonucunda biçimine uygun yapılmayan sözleşme ile mülkiyet nakli taahhüdünde bulunulduğu anlaşılırsa kuşkusuz bu sözleşme Türk Medeni Kanunu'nun 706, Borçlar Kanunu'nun 213, 1512 Sayılı Noterlik Kanunu'nun 89. maddesi uyarınca tarafları bağlamayacağından tescil talebinin şimdiki gibi rededdilmiş olması doğru olacaktır. Yine bu araştırmalar sonucu sözleşmenin davalı şirketin yaptığı, arsa payı devri karşılığı inşaat sözleşmesi ile kazanacağı kişisel hakkın davacıya devir ve temliki amacıyla yapıldığı saptanırsa bu durumda davacıya devri gereken dükkanın halen kimin adına kayıtlı olduğu, adına tapuda kayıtlı olan kimsenin Türk Medeni Kanunu'nun 1023. maddesinde sözü edilen iyiniyetli kişilerden olup olmadığı veya kaydın 1024. maddedeki yolsuz tescil olup olmadığı üzerinde de durulmalı, eğer adına tapu kayıtlı olan kişi iyiniyetli kabul edilirse ve dayanılan satış sözleşmesi arsa payı devri karşılığı edilinecek kişisel hakkın devri amacıyla yapılmışsa orta yerde ifade imkansızlık söz konusu olacağından sözleşmede yazılı cezai şartın istenip istenemeyeceği düşünülmelidir. Gerçekten, sözleşme geçerli ise bu sözleşmede ödenmesi kararlaştırılan cezai şart Borçlar Kanunu'nun 158/1'de hükme bağlanan akdin icra edilmemesi (ifa edilmemesi) veya natamam olarak icrası halinde ödenmek üzere kabul edilmiş seçimlik ceza olduğundan ve akdin ifa edilmemesinden ötürü bu ceza istenebileceğinden değinilen yönün gözetilmesi gerekir. Mahkemece bütün bu nedenler üzerinde durulmaksızın istemin yazılı olduğu şekilde reddi bozmayı gerektirir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULAMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 01.02.2006 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy