(4721 S. K. m. 747, 748) (743 S. K. m. 671)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 26.08.2002 tarihinde verilen dilekçe ile geçit hakkı kurulması istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 18.10.2005 tarihli hükmün Yargıtay'ca tetkiki davalı Sinan Seyfittinoğlu vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içindeki tüm kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, Türk Medeni Kanunu'nun 747 (önceki Medeni Kanunu'nun 671.) maddesine dayanılarak açılmış geçit hakkı kurulması istemine ilişkindir. Ülkemizde arazi düzenlenmesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi geçit davalarının nedenidir. Geçit hakkı verilmesiyle genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunsa bile bu yol ile ihtiyacı karşılanamayan taşınmazın genel yolla kesintisiz bağlantısı sağlanır. Uygulama ve doktrinde genellikle bunlardan ilkine mutlak geçit ihtiyaç veya geçit yoksunluğu, ikincisine de nisbi geçit ihtiyacı ya da geçit yetersizliği denilmektedir.
Geçit hakkı verilmesine ait davalarda bu hak taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından leh ve aleyhine geçit istenen taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur. Ancak, yararına geçit istenen taşınmaz müşterek mülkiyete konu ise dava paydaşlardan biri veya birkaçı tarafından açılabilir. Geçit ihtiyacı olan kişi davasını öncelikle taşınmazların mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun taşınmaz malikine karşı ve daha sonra bundan en az zarar görecek olana yöneltmelidir.
Mahkemece uygun geçit yeri saptanırken öncelikle taraf yararlarının gözetilmesi gerekir. Zira, geçit hakkı taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri gözetilmelidir. Geçit gereksiniminin nedeni, taşınmazın niteliği ile bu gereksinimin nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı davacının subjektif arzularına göre değil objektif esaslara uygun belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakarlığın denkleştirilmesi prensibi dikkatten kaçırılmamalıdır.
Uygun güzergah saptanırken, aleyhine geçit kurulan taşınmazın kullanım bütünlüğü bozulmamalıdır. Taşınmazın kullanım bütünlüğünün bozulmasının zorunlu olduğu hallerde bu husus gerekçelendirilerek geçit hakkı tesisi edilmelidir.
Yararına geçit kurulacak taşınmazın tapuda kayıtlı niteliği ve kullanım amacı nazara alınarak, özellikle tarım alanların nihayet bir tarım aracının geçeceği genişlikte (emsaline göre 2,5-3 m.) geçit hakkı tesisine karar vermek gerekir. Bu miktarı aşan bir yol verilecekse bunun gerekçesi kararda dayanakları ile birlikte gösterilmelidir.
Saptanan geçit sebebiyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel taşınmazın niteliğine uygun atanacak bilirkişiler aracılığı ile objektif kriterler esas alınarak belirlenmelidir. Saptanacak bedel hükümden önce depo ettirilmeli, şayet dava tarihi ile hüküm tarihi arasında taşınmazın değerinde önemli derecede değişim yaratabilecek uzunca bir süre geçmiş ve bu sürede de geçit için ön görülen bedel davanın daha başında belirlenmişse, bu bedelin ödenmesine karar verilmesi halinde, mülkiyet hakkı kısıtlanan taşınmaz malikinin mağduriyetine neden olunacağı durumlarda hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğuracak davranışları önlemek için hüküm gününe yakın yeni bir değer tesbiti yapılmalıdır.
Kurulan geçit hakkının Medeni Yasanın 748/3. maddesi uyarınca Tapu Siciline kaydı da gereklidir.
Geçit hakkı kurulmasına ait davalarda davanın niteliği gereği yargılama giderleri davacı üzerinde bırakılmalıdır.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında;
Davacı, 163 parsel s. taşınmazı yararına davalılara ilişkin 162 ve 129 parsel s. taşınmazların uygun yerinden geçit verilmesini istemiştir.
Mahkeme, davanın kabulüne, 129 parselde A harfi ile gösterilen yerden davacıya ilişkin 163 parsel yararına geçit hakkı kurulmasına karar vermiş, hükmü davalı 129 parsel maliki temyize getirmiştir.
Medeni Yasanın 747. maddesine göre, genel yola çıkmak için yeterli yolu olmayan taşınmaz sahibi komşularından geçit hakkı isteyebilir.
Komşunun taşınmazından geçit isteyebilmek için, maddenin öngördüğü bu yeterli yol kavramını, zaruret hali olarak anlamak gereklidir. Çünkü bu istem, neticede karşı tarafın mülkiyet hakkını sınırlayıcı bir taleptir. O nedenledir ki, gerek öğretide, gerekse uygulamada geçit zaruretinin iki biçimde ortaya çıkabileceği kabul edilmektedir. Buna (geçit yoksunluğu) veya (mutlak geçit zurureti) denilmektedir. İkinci durum ise (geçit yetersizliği)dir ki, bir başka anlatımla (nisbi geçit zarureti) biçiminde ifade edilmektedir.
Geçit hakkı isteminin ileri sürülmesi halinde, mahkemece öncelikle bu iki halden hangisinin söz konusu olduğuna bakılmalıdır.
İstemin, mutlak geçit yoksunluğuna dayalı olması durumunda, hiç yolun bulunmaması sebebiyle, çekişmenin çözümü, yalnızca en uygun yolun neresi olacağının belirlenmesi noktasında düğümlenir.
Geçit yetersizliğine dayalı olarak istemde bulunulması halinde ise, konu daha karmaşık ve çok boyutludur. Çünkü, öncelikle geçit yetersizliği kavramının değerlendirilmesi zorunludur. Yani, mevcut yolun kafi olup olmadığının mahkemece takdiri gerekmektedir. Bu yetersizlik, çeşitli sebeplere dayandırılabileceğinden çözüm de ancak dayanılan bu neden veya nedenlerin kabul edilebilir olup olmadığının etraflıca tartışılıp irdelenmesinden sonra ortaya çıkabilir. Bu sebepledir ki, mahkemece önce bu yetersizliğin gerçekten söz konusu olup olmadığı üzerinde durulmalı. Bu husus her yönüyle incelenip araştırılmalı, gerekli görülürse uzman bilirkişi veya bilirkişilerin düşüncelerinden de yararlanılmak suretiyle sonuca ulaşılmalıdır. Böylece, bir geçit zaruretinin mevcut olduğu kabul edilirse, ondan sonra en uygun yolun neresi olacağının araştırılmasına geçilmelidir.
Eldeki davada yapılan inceleme ve araştırma, açıklanan ilkeler doğrultusunda hüküm kurmaya yeterli ve elverişli değildir. Dosyada mevcut, tapu kayıtları, bilirkişi raporları ve krokilere göre, taraf taşınmazlarının daha önceleri ifraz işlemlerine tabi tutulduğu ve bunun neticesinde dava dışı 279 ve 280 parsellerin batı hududunu takiben 205 numaralı parselden terk edilen ana yola ulaşacak biçimde oluşan parsellerin leh ve aleyhine geçit hakkının kurulduğu ve bu hakkın tapu kayıtlarına da işlendiği görülmektedir. Öncelikle, kurulan bu geçit haklarının fen bilirkişi krokisinde keşfi izlemeye elverişli bir biçimde gösterilmesi gerekmektedir. Zira, tapu kayıtlarında yer alan müner hakları çok eski günlü olduğundan sonradan oluşan parsellere ne biçimde uygulandığı gerek o tarihte çizilen ifraz beyannamesine ekli krokiden gerekse bu davada bilirkişilerin düzenlediği krokiden açıklıkla anlaşılamamaktadır. Tapu kaydından çok açık biçimde görülememekle birlikte, 27.05.2004 günlü fen bilirkişi Süleyman Ortaş'ın düzenlediği rapor da davacının 163 parseli lehine, davalı 129 parsel de 2 metre eninde yaya geçit hakkının bulunduğu açıklaması yer aldığından, işte bu halde yukarda açıklandığı biçimde davacının gerçekten geçit yetersizliği içinde bulunup bulunmadığının araştırılması ve sonucuna göre bir karara varılması gerekecektir.
Öte yandan, davacı parseli yararına 129 parsel de bir geçit hakkı bulunduğu takdirde, bu geçit yerinin devamı olan ve ana yola bağlantısını gösteren bölümlerde krokide açıkça belirtilmelidir. Bu yöndeki inceleme de, geçit yerinin genel yola kadar kesintisiz olarak ulaşması gerektiği ilkesinin getirdiği bir sonuçtur. Aksi halde, geçit davasından beklenilen amaca ulaşılmış olmaz.
Tüm bu yönler üzerinde durulmadan, eksik incelemeye, yetersiz bilirkişi düşüncesine, denetim ve değerlendirmeye elverişsiz krokiye istinaden, yazılı biçimde davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmediğinden, hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarda açıklanan nedenlerle, davalının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istem halinde yatırana iadesine, 17.03.2006 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy