(4721 S. K. m. 640, 701, 702, 703)
Dava: Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 29.7.2005 gününde verilen dilekçe ile vakıf şerhinin terkini istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 11.10.2005 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: 1- Yapılan yargılamaya, toplanan deliller ve dosya içeriğine göre davalı Vakıflar İdaresinin sair temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
2- Dava, çekişmeli parseldeki vakıf şerhinin silinmesi istemine ilişkindir. Dava konusu 427 ada 10 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydına göre üzerinde kat irtifakı kurulmuş bir bina bulunduğu anlaşılmaktadır. Davacıların miras bırakanı Recep Eren bu taşınmazda 12/60 paylı mülkiyet sahibidir. Bu durumda davacılar miras bırakan Recep Eren adına kayıtlı söz konusu hissede elbirliği halinde maliktir. Recep Eren'in veraset ilamına göre de, davacılar dışında Zehra ve Nilay isimli iki mirasçısı daha bulunmaktadır. Adı geçen bu mirasçılar davada yer almamışlardır.
Elbirliği halinde mülkiyette (somut olayda olduğu gibi) mirasçılar arasında ortaklık bağı vardır. Bu kişiler mirasçı sıfatı ile bir mala veya hakka birlikte malik olmak durumundadır. Medeni Kanunun 701-703. maddeleri uyarınca bu tür mülkiyetin ortaklığın tüzel kişiliği bulunmadığından ortaklardan her birinin eşya üzerinde doğrudan bir hakkı da yoktur. Bu anlatımın doğal sonucu olarak da mülkiyet bütünüyle ortakların tümüne aittir. Elbirliği mülkiyetinde malikler mülkiyet payını ayırmadığından eşya üzerinde paydaş değil, ortaktır. Yine bu tür mülkiyette işin özelliği gereği ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı vardır. Şayet davalı olacaklarsa davanın ortakların tümü aleyhine açılması gerekir. Medeni Kanunumuzda bir ortağın tek başına dava açabileceği ne var ki, açtığı bu davanın devam edebilmesi için öteki ortakların açılan davaya olur vermeleri ya da davanın miras şirketine atanacak temsilci aracılığı ile sürdürülebileceği kural olarak benimsendiğinden ve dava ehliyetinin varlığı mahkemece resen araştırılması gereken hususlar arasında bulunduğundan davaya katılmayan ortakların olurları alınmaksızın veya Medeni Kanunun 640. maddesi uyarınca miras şirketine atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülebileceğinin gözardı edilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
3- Davacılardan Gülserin Eren, miras bırakan Recep'in mirasçısı sıfatı ile davada yer almıştır. Tapuda adına kayıtlı pay yoktur. Bu nedenle hüküm yerinde davacı Gülserin Eren'in de tapuda payı varmışçasına davanın kabulü doğru olmadığından hükmün bu yönden de bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda yazılı nedenlerle, davalı vekilinin 1. bentte yazılı nedenlerle sair temyiz itirazlarının REDDİNE,
Hükmün 2 ve 3. bentte yazılı nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 02.02.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy