(1086 S. K. m. 159, 163) (4721 S. K. m. 640)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 2.2.2005 tarihinde verilen dilekçe ile geçit hakkı kurulması istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 21.10.2005 tarihli hükmün Yargıtay'ca tetkiki davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içindeki tüm kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Süreler, yasa tarafından (Kanuni Süreler) tespit edildiği gibi hakim tarafından da tayin edilir (HUMK.m.159). Yasal süreler, örneğin cevap süresi, temyiz süresi gibi kesindir ve hakim tarafından bu süreler azaltılıp çoğaltılamaz. Ancak, hakimin tayin ettiği süreler kesin değildir. Yargılama hukukunda egemen olan ilkelerden usul ekonomisi ilkesi gereğince, hakim bir davayı, makul süre içerisinde ve en az giderle sonuçlandırmak zorunda olduğundan bazen taraflara yapacakları işlemler gereği kesin süre verebilir (HUMK m.163-3)
Kanun ya da hakim tarafından tayin edilmiş olan kesin süre içinde yerine getirilmeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesine kanuni olanak bulunmamaktadır. Kesin süre içinde yerine getirilmeyen işlem bazen davanın kaybedilmesi sonuçlarını da doğurmaktadır. Davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere konan kesin süre kuralı, yasa amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır.
Somut olayda; davacı 1962 parsel s. taşınmazının genel yola bağlantısının bulunmadığını ileri sürerek, davalıya ilişkin 1643 parsel s. taşınmaz üzerinden geçit hakkı kurulmasını istemiştir. Mahkemece, yararına geçit istenen taşınmazın muris adına kayıtlı olduğu, elbirliği mülkiyetine konu taşınmazda sair paydaşların da davada yer alması gerektiği, verilen kesin süre içerisinde bu hususun yerine getirilmediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Öncelikle mahkemece verilen kesin hükmün amacına uygun olup olmadığının saptanabilmesi gerekmektedir. TMK'nın 640/2 maddesi, Mirasçılar terekeye elbirliğiyle sahip olurlar ve sözleşme veya kanundan doğan temsil ya da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere, terekeye ilişkin tüm haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler. hükmünü içermektedir. Anılan maddeye göre mirasçılar terekeye ilişkin tüm haklar üzerinde birlikte tasarrufta bulunacaklardır. Dava açılması da bir tasarruf işlemi olduğundan mirasçılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Zorunlu dava arkadaşları da birlikte hareket etmek durumunda olduklarından, elbirliği mülkiyeti hükümlerine tabi bir taşınmaz lehine geçit hakkı tesisi istemini, iştirakçilerin birlikte ileri sürmeleri gerekir. Mahkemenin bu yöndeki saptaması ve sair mirasçıların davaya olurlarının sağlanması için davacıya önel vermesinde bir usulsüzlük yoktur. Davacı da mirasçılar adına davetiye çıkartılması için 9.9.2005 gününde dilekçe vermiş mirasçıların adreslerini bildirmiştir. Ancak, bu bildirime rağmen yeniden davacı vekiline kesin süre verilerek bu süre içerisinde mirasçıların davada yer almadığı gerekçesiyle dava reddedilmiştir. Burada verilen kesin sürenin kurumun amacı ile bağdaşmadığı açıktır. Şöyle ki,
Öncelikle davacı vekili mirasçıların isim ve adreslerini bildirerek davetiye çıkartılmasını istemiştir. Mirasçılara bu aşamada, açıklamalı olarak davaya olurlarının olup olmadığını bildirmek üzere davet edilmeleri gerekmektedir. Bu yöntemle olurun sağlanamaması halinde ise yine TMK 640/3 maddesi hükmü uyarınca miras şirketine temsilci atanması yoluyla davanın dinlenme olanağı üzerinde durulmalıdır. Yapılacak bütün bu işlemlerde davacı yana yükümlülüklerinin tam olarak bildirilmesi ve yükümlüğün gereği için de makul bir sürenin saptanması ve bu biçimde verilecek kesin süre verilerek yargılamanın hızlandırılması yöntemi kullanılmalıdır. Bu yönler durulmadan ilk verilen süre içerisinde mirasçıların ad ve adresleri de bildirildiği halde, yeniden kesin süre verilerek davanın reddi doğru değildir. Karar bozulmalıdır.
Sonuç: Yukarda yazılı nedenlerle, temyiz itirazlarını kabulü ile hükmün BOZULMASINA peşin alınan temyiz harcının istem halinde yatırana geri verilmesine, 15.02.2006 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy