(818 S. K. m. 364)
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 9.10.2002 gününde verilen dilekçe ile kişisel hakka dayalı tapu iptali ve pay tescili istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 9.9.2003 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Davada 5.9.1991 tarihinde "zirai ortaklık sözleşmesi" başlıklı sözleşmeye dayanılarak davalılar miras bırakanı N. Y.'ye ait 177 parsel sayılı taşınmazda sözleşmedeki edimlerin yerine getirildiği ileri sürülerek taşınmazın 1/2 payının tescili istenmiştir.
Davalılardan S. T. davayı kabul etmiş diğer davalılar murisin yaşlı olduğunu, yaptığı sözleşmenin bilincinde olmadığını, kaldı ki, davacının sözleşmedeki edimlerini yerine getirmediğini davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, 177 parsel üzerindeki fıstık ağaçlarının önce N. I., sonra U. C. tarafından dikildiği, davacının ancak kuruyan ağaçlarla ilgilendiği murisin davacı ile sözleşme yaptığı 1991 yılında dava dışı kişilerce dikilen fıstık ağaçlarının esasen hasat verir hale geldiği kabul edilerek dava reddedilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmektedir.
Bu davada olayları anlatmak ve olaylara uygun delilleri sunmak davanın taraflarına, anlatılan olaylar ile ortaya çıkan çekişmeye uyacak yasa hükümlerini bularak uygulamak ise hakime ait bir nedendir. Dosya kapsamına bu açıdan bakılırsa davacı ile davalıların miras bırakanı N. Y. arasındaki sözleşmenin bir eser sözleşmesi olduğu görülür. Borçlar Kanununun 356 ve devamı maddelerinde düzenlenen istisna (Eser) sözleşmesi ile uygulama ve doktrinde yüklenici olarak tanımlanan kişiler bir şeyi (eseri) sözleşmenin fen ve amacına uygun meydana getirmeyi ve meydana getirilen eseri iş sahibi olarak tanımlanan kişiye teslim etmeyi borçlanır. Bu tür sözleşmelerde iş sahibinin borcu ise sözleşmede kararlaştırılan bedeli (somut olayda, arsa payı devrini) yükleniciye geçirmektedir. Her ne kadar, sözleşme bedeli olarak arsa payının devrini öngören böylesine sözleşmelerin noterde düzenleme biçiminde yapılacağı düşünülürse de 30.9.1988 tarih ve 2/2 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararında sözleşmedeki edimlerin bütünüyle yerine getirilmesi halinde karşı tarafın tapuda mülkiyet nakline yanaşmamasının hakkın kötüye kullanılması sayılacağı kabul edileceğinden bu husus üzerinde durulmamıştır. Yine eser sözleşmelerinin uygulanmasına zorunlu ve eser bedelinin ödenmesi ile ilgili Borçlar Kanunun 364. maddesi gereğince aksine sözleşmede hüküm yoksa bedelin yani somut olaydaki arsa payı devrinin eserin tesliminde yapılması gerekir.
Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya dönüldüğünde; az yukarıda söylendiği gibi davacı ile davalıların miras bırakanı arasındaki 5.9.1991 günlü sözleşme bir eser sözleşmesidir. Burada yüklenici davacı arsa sahibine ait 177 parsel üzerinde fıstık fidanı ekimi, ortaklık süresince budama, sürme, ilaçlama, bel ve gerektiğinde sulama işlerini yapmayı üstlenmiş, buna karşılık da 177 parsel maliki fıstık fidanlarının meyve vermeye başlamasını takiben taşınmazın bölüşümünü kabul etmiştir. Bölüşme suretiyle yapılacak mülkiyet nakli sözleşmedeki eser bedelidir. Yüklenicinin bunu isteyebilmesi için de sözleşmedeki edimlerin eksiksiz yerine getirilmesi, fıstık fidanlarının meyve vermeye başladığının saptanması zorunludur. Çünkü, eserin teslimi taraflarca bu koşula bağlanmıştır. Her ne kadar, bir kısım davalılarca sözleşmenin muris yanıltılarak imzalatıldığı savunulmuşsa da bu konuda getirilmiş delil olmadığından savunmaları nazara alınmamıştır.
Tüm dosya kapsamı özellikle mahalli bilirkişi ve taraf tanık sözleri ile 177 parselin öncesinde murisin N. I., ardından U. C. ile yapılan sözleşmeler sonucu bu kişiler tarafından ihya edildiği, bunlarla yapılan sözleşmelerin 18.5.1983 ve 17.10.1988 tarihlerinde feshedildiği, fesihlerden sonra davacı ile 5.9.1991 tarihli sözleşmenin yapıldığı, anlaşılmaktadır. Ziraat mühendisi bilirkişinin düzenlediği 20.3.2003 tarihli raporlarda 20.000 metrekare yüzölçümündeki parselde çoğunluğu 25-30 yaşlarında 400 adet antep fıstığı ağacının bulunduğu genel konumu itibariyle kapama antep fıstıklığı olan bu alanda her yıl sürüm, budama, ilaçlama gibi faaliyetlerin yürütüldüğü belirlenmiştir. Bu belirlemeye göre davacının 5.9.1991 günlü sözleşmedeki edimlerini yerine getirerek 177 parseli antep fıstıklığı olarak meydana çıkardığının kabulü gerekir. Başka bir anlatımla davacı davalılardan eser bedeli olarak sözleşmede kararlaştırılan bölüşmeyi talepte haklıdır.
Davalılar s.özleşme edimleri "bütünüyle yerine geldiğinden 30.9.1988 tarih ve 2/2 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı uyarınca bu aşamada şekil eksikliğini ileri süremez.
Ne var ki; sözleşmede eser bedelinin bölüşme suretiyle ve üç bilirkişi huzurunda yapılacağı öngörülmüştür. O yüzden mahkemece yerinde yeniden keşif yapılarak sözleşmedeki amacına uygun bölüşme biçimi yöntemince tayin edilecek bilirkişilere belirtilmeli hakkaniyete uygun bu belirleme işlemi fen bilirkişisine krokide işletilmeli bu hali ile ifrazı olanaklı olup olmadığı merciine sorulmalı ifraz olanağı olduğu anlaşılırsa davacı istemi sözleşme hükümlerine uygun kabul edilmelidir.
Bütün bu yönler bir yana bırakılarak hukuki vasıflandırmada ve delillerin takdirinde yanılgıya düşülüp dava yazılı biçimde red olunduğundan karar bozulmalıdır.
Sonuç: Yukarıda yazılı nedenlerle; temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 26.4.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy